Röportaj: Gürtay Kıpçak

, Röportajlar

Erdenay Gümüşler: Öncelikle Gürtay Bey Coca-Cola’daki hayatınız nasıl başladı, deneyimlerinizden biraz bahseder misiniz?

Gürtay Kıpçak: Coca-Cola’daki hikayem 1991 yılında başladı. Ondan evvel uzun yıllar İstanbul Başkonsolosluğunda çalıştım. Sonra kısa bir dönem, 2 yıl kadar siz büyük bir ihtimal hatırlamazsınız Haşet Kitabevleri vardı. Haşet Kitabevleri’nde genel müdür olarak görev yaptım. Haşet Kitabevleri Türkiye’deki okullara İngilizce kitaplarını getirirdi. 2 yıl orda yöneticilik yaptım ama ben liseyi bitirdiğim andan itibaren çalışmaya başladım ve şansıma da Amerikalılarla çalıştığım için 2 yıl bir Türk şirketindeki deneyim bana biraz zor geldi açıkçası, daha başka sebeplerden ötürü de ayrılmaya karar verdim. Amerika’da bazı dostları aradım, iş aradığımı söyledim ve sağ olsunlar bana 4-5 yerden görüşme ayarladılar. İnanın bana çevre insanın hayatında  eğitimi kadar önemli. Tabi sadece insanları bilmek önemli değil; bu bildiğiniz insanların arasındaki sinerjileri de yakalamanız lazım, kimin neyi yapabileceğini bilmeniz lazım. O yüzden tanıdığınız insanlara biraz emek sarf edeceksiniz. Evet yine dostlar vasıtasıyla ilk mülakatım Coca-Cola’ydı, son da oldu. Diğer şirketlere gitmedim bile çünkü sevdiğim bir üründü ve en önemlisi ben bir spor aşığı olduğum için, gençliğimde de sporculuk olduğu için Coca-Cola’nın da sporla olan ilişkisi beni müthiş bir şekilde içine çekti. Hayatımda verdiğim isabetli ve önemli kararlardan biridir bu.  Evet Coca-Cola’daki hikayem bu, başladığımda 1991 senesi Gümüşsuyu’nda bir apartmanın 2. katında toplam 27 kişiydik bütün Coca-Cola Türkiye olarak. İşte sonra Kafkasya, Orta Asya ülkelerinde özgürlük olunca onların bir kısmı bize bağlandı. Sayımız arttı, 1996 senesinde Altunizade’de kendi binamıza taşındık. Böyle büyüdük büyüdük işte bugün 25 yılın sonunda 93 ülkeyi yöneten 2 tane kocaman binanın içinde çalışıyoruz. Yani hayatım hep böyleydi , şanslıydım iyi yöneticilerle çalıştım . Bir yerde bu şirket bana hayallerimi verdi.

EG: Genç girişimcilere iş hayatıyla ilgili bir tavsiyeniz var mı ?

GK: Sevdiğiniz iş. Ben bu işi çok sevdim.  İnsan ilişkilerini çok seviyorum, insanları tanımayı çok seviyorum, yeni  insanlarla sohbet etmeyi seviyorum. Dolayısıyla bu iş bana bu imkanı verdi. Bir de tabi şirkette böyle enteresan bir şirket olduğu için, çünkü kime deseniz Coca-Cola’da çalışıyor diye herkesin 1-2 sorusu var Coca-Cola ile ilgili. Bu çok güzel bir sohbet ortamı açıyor. Yurtdışında bile gidiyorsunuz ülkelerde biliyorsunuz Türk vatandaşlarına bin bir tane soru sorarlar ne iş için geldin diye. Coca-Cola’da toplantıya geldim diyince hemen espri yaparlar bizim rakibin ismini söylerler ben de o ne ismini ilk defa duyuyorum tarzı cevaplar veririm Böyle şakalaşmalar olur aramızda. Dolayısıyla Gurtay-Kipcaksevdiğim işi yapıyorum ve çok iyi bir şirkette yapıyorum. Şanslıyım o konuda ama ben aradım ve buldum. Yani şans da size gelmiyor. Şansın size gelmesi için ortamı yaratmanız lazım. Biraz o konuda maceracı olacaksınız. Benim hayatımı tesadüfler oluşturdu. Eczacılığı bitirdim hiç yapmayı düşünmedim ama gazetecilik yaptım, tercümanlık yaptım, onu yaptım bunu yaptım falan ama neticede önüme bir iş geldiği zaman hep ben bunu yapabilir miyim yapamaz mıyım diye bir tartıp reddettiğim işler de oldu. Bakın işi öğrenirsiniz. İşin okulundan akademisinden vs. mezun olmak gerekmiyor. Türkiye’de bir tabir vardır alaylı derler. Yeterli tecrübeniz varsa o işi çok çabuk öğrenirsiniz. Mühim olan sizin önünüze çıkan bir fırsatta sizin o işi koparıp koparamayacak özgüveninizin  olup olmadığıdır eğer onu koparacak özgüveniniz varsa onu çok çabuk öğrenirsiniz. Bİr de bakın akıllı riskler almak zorundasınız hayatta. Riskin olmadığı yerde  ödül yoktur. Akıllı risk, tamam, daha bir işe girerken kaybetmeyi kayıpları düşünmeyeceksin ama derler ya ”calculated risk” veya biz şirkette ona ”intelligent risk” deriz. Akıllı risk veya hesaplanmış risk bu çok önemli ama riskin olmadığı yerde hiçbir şey olmaz ben bunu öneriyorum. Yani önünüze bir fırsat çıktığı zaman eğer sevebileceğin/sevdiğin bir iş ise, yapabileceğine inanıyorsan bodoslama gir, nasıl olsa başarılı olursun.

EG: Peki iş hayatınızdaki liderlik özelliklerinizi normal hayatta da kullanıyor musunuz?

GK: Kullanıyorum. Mesela biz 5 kardeşiz ben 4 numarayım aile içinde. 2 abim 1 ablam 1 kardeşim var. Normalde biliyorrsunuz ailedeki en büyüktür babadan sonra babalık görevini üstlenen. Bizim ailede o görev bende. Tabi bunun en önemli özelliklerinden biri de benim geniş çevremin olması ve bu geniş çevrede sorunları çok çabuk çözebiliyor olmam. Yani karar vermekten korkmam karar veririm. Çünkü kararı ben verdiğim zaman yanlış bir kararsa çabucak değiştiririm. Senin verdiğin yanlış bir kararı değiştirtmem için önce verdiğin kararın yanlış olduğuna seni inandırmam lazım. Bu da çok zor, bir insana gidip senin verdiğin karar yanlış bundan vazgeç dediğin zaman bir psikolojik duvar oluşturursun. İnsan psikolojisini biraz okuyacaksınız öğreneceksiniz. Birkaç psikoloji kitabı okuyacaksınız. İnsanlar nerede direniş gösterirler nerede açılırlar. Bir insana sen 3 defa evet de 4. de sen ona bir şey söylediğin zaman mecburdur o da sana evet diyecek. Ama sen insana bir defa hayır dedikten sonra duvar oluştu. Geçmiş olsun.  Yıkamazsın çok zor . Satranç oyunu gibidir ilişkiler. Hani derler ya hayat yöneticiler ve yönetilenlerden oluşur. Safını iyi seçmek zorundasın. Yöneten olmak için, kendini iyi tanıyacaksın, biraz insan psikolojisi okuyacaksın, iyi bir gözlemci oalcaksın  ne oluyor bitiyor, kim iyidir kim değildir. Hayat çok keyifli esasında her dakika her saniye bir şey öğreniyorsun. Bir konuşma yaparken devamlı salonu tararım. Sıkılanlar olur çıkmak isteyenler olur ama bir yandan arkadaşlarına karşı mahcup olmamak için çıkmak istemezler. Bu durumlarda insanları biraz daha bağlamak için ortamdaki havayı koklayıp almak lazım. Gün boyu bir sürü şey dinlemiş kafaları şişmiş herkes insanlara ne yapacağını söylüyor. Allah kahretsin  hiç kimsenin elle tutulur somut birşey gösterdiği yok. Herkes nasihat veriyor para veren yok, iş veren yok. Bu yüzden öğrenmek öğrenmek öğrenmek. Öğrenmek de sadece kitaplardan okuman değil iyi bir gözlemci olmak, etrafta ne oluyor ne bitiyor gazeteleri okumak dergileri okumak şirketler kriz durumunda  ne yapıyorlar ne ediyorlar. Hangisi başarılı oluyor, hangisi olamıyor.  Bu gözlemler çok önemli. Biraz bu işlere girmek lazım hani laylaylom da tamam ama biraz bu işlere zaman ayırınca biraz daha kolaylaşıyor.

EG: Şöyle 20’li yaşlarınıza bir dönseniz, kendinize örnek aldığınız biri ya da takip ettiğiniz, adımlarını izlediğiniz biri ya da birileri var mıydı?Ai7wHC8BPY81xTL9qCW4zpreoMNEnWBwgVwj1iryffnR

GK: 20’li yaşlarımda futbolcu olmak istiyordum. Galatasaray’ın genç takımında oynuyordum ama okul devam mecburiyeti yüzünden futbolculuğu bıraktım. O zamanlar futbolculara para da vermiyorlardı o ayrı mevzu ama bir tercih yapmak zorunda kaldım. Şunu söyleyeyim 20’li yaşlara dönersem ben aynı şeyleri yaşamak isterim. Ben hep onu diyorum benim felsefem hayatta tek pişmanlığım yapamadıklarımdır. Yaptığım hiçbir şeyden pişmanlık duymuyorum ki dediğim gibi liseyi bitirdiğim gibi çalışmaya başladım ve hala çalışıyorum. 50 yıla yaklaştı. 50 yıldır çalışıyorum. Ama keyif alıyorum. Şey değil üniversitede okurken çalıştım kendi paramı kazandım 1 sene üniversiteyi geç bitirdim. Okul paramı kendim ödedim iyi bir gençlik yaşadım falan filan yani 20’li yaşlarda tabi o zamanlar bu bilgi okyanusu elimizde yoktu. Bildiğimiz tek şey işte dinlediğimiz Beatles vardı,  Rolling Stones vardı, rock şarkıcıları vardı, Tom Jones vardı, futbol vardı hayatımızda başka bir şey yoktu. Basketbol bile bugünkü kadar popüler değildi, çok daha sınırlıydı. Telefon yok, yatılı okulun kazanımları muhteşem oldu. Orada uzlaşmayı öğrendik. Çıkıntılık yaparsan kalırsın dışarda. Uzlaşmayı, paylaşmayı öğrendim. Kendine yetmeyi öğrendim. Müthiş bir kazanımdı. Gerçekten çok şanslı olduğumu hissediyorum. Çok önemli arkadaşlıklar kazandım ve daha önemlisi onları devam ettirdim. Bizim 48 sene oldu okuldan mezun olalı, malesef kaybettiğimiz arkadaşlarımız da var ama bizim böyle bir 35 kişilik bir grubumuz var ki zaten biz birbirimize hala bağlıyız. Birbirimizle karşılaştığımız zaman da okuldaki lakaplarımızla birbirimize hitap ederiz, zeka yaşı tekrar 8’e 9’a iner. Tabi bunların içinde tanınmış kişiler var Bülent Ortaçgil var, Mehmet Birkiye var tiyatrocu, iş adamları var ama hiç önemli değil etiketler hayatta. Daha geçen akşam hep beraber bir 10-12 kişi beraberdik. O arkadaşlıkları devam ettirmek önemli yani ilişki çiçek gibidir. Sulayacaksın, gübreleyeckesin ve seveceksin. Sevgisiz hiçbir şey olmuyor.

EG: Önümüzdeki yılalrda yapmak istediğiniz şeyler / hayalleriniz neler?

GK: Önümüzdeki yıllarda bir süredir de yaptığım şey gençlerle beraber olmak istiyorum. Paylaşımlarımı, birikimlerimi aktarmak istiyorum ama hep böyle bir takım  formatlar deniyorum hangisi daha keyifli olur, hangisi daha zevkli olur. Hani birazcık eğlence birazcık bilgi. Çünkü gidip orda vaaz verir gibi gençlere birşeyler anlatmanın bir anlamı yok, kıymeti de yok, tadı da yok. Biraz daha o tarafa geçip hani ben ne duymak isterimi çözmeye, aşmaya çalışıyorum. Çok seviyorum bu tür şeyleri. Tabi şirketi de çok seviyorum ve şirketimle ilgili bir sürü yalnış bilinen, doğru kabul edilen yanlışlar var. Onları anlatmaya çalışıyorum. Çünkü hakikaten her yönüyle gurur duyuyorum bu şirketle. İnanılmaz işler yapıyorlar. Başında da bir Türk var o daha da muhteşem bir keyif. Bunu yapmak istiyorum. Bir de yazı çok seviyorum kıştan nefret ediyorum. Şimdi bir adım kaldı onu da önümüzdeki sene yapacağım Allah sağlık sıhhat verirse. Uzak Doğu’da küçük bir ev almak istiyorum, hani artık bundan sonra danışmanlık görevleri yapmak istiyorum daha ziyade, daha az çalışıp, yazları Antalya’da yazlığımda kış geldiği zaman da kaçayım tekrar sıcağa orada yaşayayım. Çünkü hayat inanılmaz bir hızla akıp gidiyor. Lütfen ama lütfen akıllı olun, hiçbir şeyi ertelemeyin, pişmanlıklarınız yapamadıklarınıza olsun yaptıklarınıza değil. Yanlış bir şey yaparsanız önemli değil yanlış olduğunu bilirsiniz bir daha yapmazsınız. Ama yapmazsanız içinizde kalır ve o keşkeler de insanı yer bitirir. Akıllı olacaksınız. Bir tek şey söyleyeceğim hayatta en önemli şey  denge, yemekte denge, içecekte denge, ilişkilerde denge her şeyde denge. Dengeyi muhakkak bulmak zorundasın. Eğer dengeyi bulamazsan, bir tarafa fazla kaçarsan hayatın alt üst olur. Benim en büyük çabam hayatta, dengeyi sağlamaya çalışmaktır. Aile hayatımda çocuğumla olan ilişkide arkadaşlarımla olan ilişkide içkide şunda bunda. Bu benim verebileceğim en önemli birikim. Tavsiye de demiyorum çünkü kimsenin tavsiyeye ihtiyacı yok , herkes kendi değerlerini yaratacaktır. Bir de son bir şey biraz çenem açıldı ama, enteresan bir şey analatacağım. Eğitime katılmıştım yıllar önce Coca-Cola’ya başladığım yıllarda. 10-15 tane yönetici bir otelin terasındayız, bir eğitim programında. Geldi eğitmen açıkta böyle bir şehir silüeti Viyana’daydık ”lütfen herkes 5 dakika buraya baksın” dedi. Baktık, ondan sonra girdik içeri ”herkes kendisini etkileyen 3 şeyi yazsın” dedi. Herkes 3 tane şey yazdı. Ondan sonra bu 15 kişi tek tek söyledik. Bir Allah’ın kulu da birbiriyle aynı şeyi yazmaz mı? Aynı yere bakıyoruz ama farklı şeyler görüyoruz farklı şeylerden etkileniyoruz. Demek ki bir tane doğru yok. Benim birikimlerim tecrübelerim başka şeyleri algılıyor, onun birikimleri tecrübeleri ona başka şey algılatıyor. O zaman farklı görüşlere saygı göstermek lazım. Bu ilginç bir öğrenimdi benim için. Çok şaşırdım ama çok etkilendim. O yüzden aslında hayat çok zevkli. O kadar heyecanlı şeyler var ki bulabilirseniz, bakarsanız ama işte bundan kendinizi alıkoymayın, çok eğleneceksiniz. Bakın iş de bulursunuz şu da olur bu da olur, erkek arkadaşın da kazık atar, kız arkadaşın da kazık atar. Olabilir bunlar hiç önemli değil. Biten biter sabah kalkıyorsunuz ve yeni baştan başlıyorsunuz ama dediğim gibi dengeyi korursanız her şey yolunda gidiyor. Çok fazla konuştum teşekkür ediyorum .

 

Erdenay Gümüşler – ODTÜ İşletme

Bir Cevap Yazın