Yaptığımız her seyahatin ayrı bir macerası mutlaka vardır. Bazen macerayı siz ararsınız bazen de macera sizi bulur. Bende her ikisinin de payı olan unutulmaz bir anımı anlatmak istiyorum. Üçüncü sınıfın yazında Bulgaristan’da Erasmus stajı programındaydım. Bu program benim için özeldi, çünkü ilk defa yurt dışı deneyimimi bu şekilde edinmiştim. Şirketin yardımıyla orada stajyer olan başka bir arkadaşla ev kiralayarak kaldım. Hafta içi her gün şirkete gidiyor, hafta sonlarını da farklı şehirleri gezerek ülkeyi tanıyordum. Bu süreçte evimize o şehri gezmeye gelmiş olan turistleri de ağırlıyorduk. Bunlardan birinde İspanya’dan gelen arkadaşlarla otururken anlık olarak –zaten gitmeyi çok
istediğimiz de bir yerdi- ertesi gün için bir gezi planı yaptık ki aslında şirkete gitmemiz gerekiyorken. Lakin, kararı çoktan vermiştik ve gecenin bir yarısı patronumuza bir gün işe gelmeyeceğiz demekten de çekinmedik. Ertesi gün erkenden yola çıktık ve daha nasıl gideceğimizi bile bilmiyorduk. Bu arada kara yolu ulaşımının gelişmemiş olduğu bir ülkedir Bulgaristan.

Şöyle anlatıyım ki gideceğimiz yerle arası en fazla bir saat olan mesafeyi üç otobüs değiştirerek gitmiş olduk. Burada biraz gittiğimiz yerin
güzelliklerinden bahsetmek istiyorum. Yedi Rila Gölleri, isminden de anlaşılacağı üzere dağlardaki buzulların erimesiyle oluşmuş yedi buzul göldür. Dağ ve buzul kelimelerini yan yana koyun ve düşünün, gölleri görmek için yaklaşık dört saati – ara vermeksizin- zirveye doğru çıkmakla harcıyorsunuz ki bu yürüyüşün öncesinde yarım saatlik teleferik seyahati de olmasına karşın. Yürürken biraz zorluk çekiyorsunuz, biraz dik ve çok fazla taş kaya var. Yalnız yürüyüş boyunca küçük şelaleler, kalan buzullar ve göller karşınıza sıralı bir şekilde çıkıyor ve vaktin nasıl geçtiğini çok da anlamıyorsunuz. En sonunda, zirveye çıktığınız anın manzarası o kadar müthiş ki, tüm bu zorlu yolu
çektiğinize değiyor, izlediğiniz yer bulutlara çok yakın ve sanki tüm gölleri uydudan izliyormuşsunuz hissi veriyor. Gidip görmenizi tavsiye etmekten öte çok isterim. Bundan sonra dönüş için İspanyol arkadaşlarımızla ayrıldık; dönüş yolunda ise İsrail’den gelen bir çiftle tanıştık ve yol boyunca onlarla sohbet ettik. Sonrasında otogara kadar bıraktılar bizi ve vedalaştık. Macera burada başlıyor aslında, otogara gittiğimizde kendi şehrimize gitmek için hiçbir otobüsün olmadığını öğrendik. Hiçbir yer bilmediğimiz bu şehirde ki saat de henüz yedi sularındayken – Aşti’de yediden sonra otobüs olmadığını düşünemezsiniz herhalde- kalakalmış olmaktan başta şaşırıp kaldık öylece. Ertesi gün işe gitmemiz gerekiyordu ve böylece kısa bir an içinde çözüm olarak otostop çekmeyi bulduk.

Yabancı bir ülkede, bilmediğimiz bir şehirde bu cesur kararı almış olmakta başta okulda kazandığımız otostop kültürünün ve gezimizin macera ruhu içinde olmasının payı kesinlikle büyüktür. O sırada bisikletleriyle beraber dünya turuna çıkan bir çiftle karşılaştık, sağolsunlar bize ana yol yönünü bulmada yardımcı oldular ve tabi onlardan da bir kat daha cesaret ilhamı almış olduk. Bulduğumuz anayolda başladık arkadaşımla otostop çekmeye, temennimiz birisinin durması ve kaldığımız şehre gidiyor olması. Ne kadar muhtemel olabilir siz yorumlayın. Neyse, çok geçmeden bir araba durdu ve şaşkınız ne güzel hemen birileri durdu diye. Arabadakilere baktık ki bizi otogara bırakan tanıştığımız çift. Onları gördüğümüzde öyle mutlu bir şekilde şaşırdık ki, bizden sonra kaldıkları yere gitmeden küçük bir alışveriş yapmışlar fazlasıyla şanslı değil miyiz o gün-. Bu arada tüm yolculuğun yorgunluğunu yavaştan hissetmeye başlamıştık onlarla beraber kaldıkları yere gittik. O şehirden de biraz uzak bir dağ köyünde küçük bir butik otelde kalıyorlardı. Otelin sahibi neşeli bir kadındı, aynı zamanda küçük bir restoranı vardı. Akşam yemeğinde orada buluştuk, otel sahibimiz başka hiçbir yerde bu lezzeti bulamazsınız demişti; ve evet öyle de oldu, o küçük restoranda yediğim yemeklerin tadı bende eşsizdir. Otel sahibinin kızı Amerika’da ses ödülü almış, o güzel sohbette onun da şarkılarını dinledik. Küçük yerlerin ne kadar büyük anlamlar taşıdığını, büyük işler başardığını ben o gün bir kez daha anlamıştım. Ertesi gün şirkete de gitmemiz gerektiğinden sabahın erken saatinde herkesle vedalaşıp yola koyulduk. Benim için macera tutkusuyla yapılan bu seyahatin önemi büyüktür ve ne maceraydı diyerek anlattığım hoş bir anıdır. Yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim, sizlerle de paylaştığım için mutluyum.

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i FacebookInstagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

Mehtap Tuğba Kaynak

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın