Hani “Hayatımın en güzel zamanlarıydı.” dediğiniz o mükemmel dönem vardır ya. “Her şey güllük gülistanlıktı, sanırım bundan sonra asla bu şekilde hissedemeyeceğim.” diye düşündüğünüz o aklınızdan çıkmayan zamanlar… İşte o şekilde düşündüğümüz şeylerdir bizi hayata bağlayanlar. Ruhumuzdaki o güzel pembelik, içimizdeki ferah his… Ne kadar şanslıymışım ki beni böyle hissettiren olay çok yakın bir zamanda gerçekleşti. “Benelux Paris Turu” diye bahsi geçen bu yurt dışı turunda Fransa da gezdiğimiz yerler arasındaydı. Tur bir hafta sürdü fakat bendeki etkisi bir ömür boyu kalacak gibi hissediyorum.

Kronolojik olarak başlarsam eğer bahsetmem gereken şehir Paris olmalı. Her zaman etrafımızdan duyarız Paris şehrinin şanını şöhretini. Herkes aklını kaybeder bir kez ayağını bastı mı oraya. Neden mi bu kadar abarttım? Çünkü ne denirse az o şehir için. Zaten bizden evvel gidenler de söylemiş “Işıklar Şehri” diye. Tescillenmiş bir güzelliğe aksini söylemek zaten yanlış olur. En dar sokakları bile cetvelle çizilmişçesine tasarlanmış, opera binasından bir çizgi çizilirse tamamen simetrik olarak düzenlenmiş bu harika şehri gezmek çok kolay olmakla beraber aynı zamanda da her kesime hitap ediyor. Ne demek istediğimi şu an anlayacaksınız: Eğer büyüsünde kaybolmak isteyeceğiniz başlama noktanız Louvre Müzesi olacaksa (ki kesinlikle tavsiye ederim) oraya bir yarım gününüzü ayırıp sanat eserlerinin içinde kendinizi bulmanızı öneriyorum. Ben yaptım. Sanatla çok alakam olmamasına rağmen mutluluktan ağlayacağımı hissettim. Onlarca yıl evvelinden kalmış tablolar ve heykeller bende o zamanlara aitmişim duygusunu uyandırdı. Bu mükemmel müze turu sonunda yapılabilecek en doğru şey ise çıkıştan dosdoğru yokuş aşağı ilerlemek olacaktır. Neden mi? Çünkü göreceksiniz ki bütün Paris ayaklarınızın altına serilmiş, keşfedilmeyi bekliyor. Öyle güzel ayarlanmış ki her şey, elinizde olmadan zaten yürümeye ve havuzun kenarında güvercinleri besleyen yaşlı amcayı izlemeye başlıyorsunuz. Ben de o an fark etmiştim insanlığın hala ne kadar iyi olduğunu ve doğanın hala bize küçük mutluluklar yaşattığını. Bu sırada siz güvercinleri besleyip manzaranın keyfini çıkaradurun, karşınıza Zafer Anıtı çıkıyor. Altından geçip ilerlendiğinde ise devasa bir dönme dolap. Demiştim ya her yaşa hitap ediyor diye, şu an daha net anlaşıldığını düşünüyorum.

Üniversite çağındaki sanat tarihi okuyan arkadaşlar Louvre’da iken, göl kıyısındaki yaşlı çift güneşin tadını çıkarıyor. Bu sırada 6 yaşındaki oğlan annesini beraber dönme dolaba binmeye ikna etmeye çalışırken bir de bakıyorsunuz ki otuzlu yaşlarındaki şık hanımlar “Şanzelize” isimli caddede alışveriş yapıyor. Tam da bu sokaktan bahsetmişken şunu da eklemeliyim: O kadar güzel, o kadar canlı uzanıyor ki bu sonu yokmuş gibi duran cadde, bütün bir gününüzü orada geçirmek istediğinizi fark ediyorsunuz. Dayanamayıp giriyorsunuz bütün o ününü duyduğunuz pahalı markaların mağazalarına. Belki bir şey alamıyorsunuz benim gibi. Fakat size garanti ediyorum ki girip çıkması bile güzel bir ayrıcalıkmış gibi hissettiriyor. Günüm tam burada bitecek diye üzülmüşken şehrin dar sokaklarından gelen bir soslu biftek kokusuyla yeniden canlandığımı hatırlıyorum. Tam tamına yarım saat sıra bekledik o eti yiyebilmek için. Küçük ama kaliteli duran bir salonda eski zamanların moda akımından fırlamış gibi duran orta yaşlı, saçını topuz yapmış, siyah elbiseli garson hanımlar size sadece etinizin nasıl pişmesini istediğinizi soruyor. Bu kadar… Bu siparişten sonraki bir saati anımsayamıyorum bile. Kafamı tabağa sokmuş, hayatı yaşıyordum. Ve gün bitti.

Bana sorsalar bu geziyi neden “hayatımın en güzel zamanları” statüsüne koyduğumu cevabım, bahsettiklerimden ziyade bu gezide yanımda olan seyahat dostlarım olur: Ailem. Var mıdır onlardan daha iyi gezi dostları? Yoktur, sorgulanamaz bile. Hani olur ya, ailenle çok da zaman geçiremezsin. İşte tam öyle bir zamana denk gelen bu unutulmaz seyahat her şeyi yeniden yapılandırdı. Zaten güçlü olan ilişkimize güç kattı. Beraber kayıp mı olmadık, otobüs mü kaçırmadık? Sekiz gün boyunca en fazla on metre uzaklaştık birbirimizden. Ben yeniden onların küçük bebeğiydim, onlar da benim kurtarıcı meleklerim. Hem en yakın arkadaşlarım hem de rol modellerim. Paris şehrinin büyüsü tartışılmaz bir şekilde her giden insanın aklında ve kalbinde kocaman bir etki bırakır. Fakat bu masal diyarının kiminle keşfedildiği, maceraların kimlerle yapıldığıdır ona asıl anlam katan.

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i FacebookInstagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

Melis Kabasakal | Bilkent Üniversitesi

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın