“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.”

Bu lafı bilmeyen yoktur aramızda sanırım. Hepimiz biliyoruz ki değişen düzene ayak uydurduğumuz sürece varlığımızı sürdürebiliyoruz bulunduğumuz çevrede. İş hayatında ise kalıcı bir başarı sağlamanın yegane kuralı değişen şartlara uyum sağlayabilmek.

Son zamanlarda çok fazla çalınır oldu kulağımıza bu “Sanayi 4.0’’ ya da diğer bir adıyla “4. Sanayi Devrimi’’. 1. Sanayi Devrimi ile gelen su ve buhar enerjisinin kullanımını 2. Sanayi Devrimi’nde elektrik enerjisiyle seri üretim takip etti. 3. Sanayi Devrim’i ise daha yüksek seviyede otomasyon ve sanayi robotları ile geldi. Ve “şimdilik’’ bu serinin sonunda ne mi var? Bambaşka bir düzen. Anahtar kelimelerimiz: Entegrasyon ve dijitalleşme. Burada sadece üretimdeki makineler arasındaki bir entegrasyondan ziyade, üretimi etkileyen ve üretim yönetimini tetikleyen tüm çevresel unsur ve süreçlerin de yenilenmesi ve akıllı hale getirilmesinden bahsediyoruz.

Nasıl gerçekleştirilir peki tüm bu yenilenme süreci?

Organizasyonun üretim ve dağıtım süreçlerinde çalışacak akıllı robotlar, Ar-Ge, satış pazarlama ve yönetim süreçlerinde kullanılacak yapay zeka sistemleri ile bunların dış dünyayla bilgi alışverişlerini sağlayacak internet nesneleri ve tüm bu akıllı sistemlerin hep birlikte uyumla çalışmasını sağlayacak becerilere sahip tasarımcı, yazılımcı ve uygulayıcı uzmanlardan oluşan bir ekip ile. Yani kısacası Sanayi 4.0 dediğimiz bu yeni devir aslında bilgi teknolojilerinin ve imalat endüstrisinin entegre edilmesi üzerine kurulu. Bunu ise siber fiziksel sistemler ( SFK ) ile yapıyor. Neymiş bu SFK diyecek olursak: Siber fiziksel sistemler, bilişim teknolojileri aracılığıyla mekanik ve elektronik bileşenler arasında bağlantı kurarak, her birinin bir ağ(network) sistemi içinde birbiri ile iletişimini ve bunun sürekliliğini sağlar. Burada önemli olan bir nokta da şu ki; sadece ağ makineleri olmayıp, makineler, akıllı ürünler, kişiler yani tüm değer zincirinde ve ürün döngüsünde yer alan her şeyi kapsayan bir akıllı ağ yaratırlar. Bu ağ boyunca bilgi ve veri akışı çok farklı kaynaklardan, anlık, hızlı, yani gerçek zamanlıdır ve miktarlar çok büyüktür.

Tüm bu sürecin bize kazandıracağı şeyler ise oldukça kıymetli. Öncelikle hızlı inovasyon döngüleri sayesinde bir ürünü pazara çıkarabilmek oldukça hız kazanıyor. Günümüz şartlarında büyük bir fırsat bu. Bir diğer büyük fırsat ise kişiselleştirilmiş ürün üretiminin de kitlesel üretim kadar hızlı yapılabilecek olması. Endüstri 4.0’ın dijitalleştirilmiş ve kompleks iş süreçleri bunu mümkün kılıyor ve günümüzün hızla bireyselleşen kültüründe üreticiye büyük bir koz sunuyor. Ve belki de en önemlisi fabrikalardaki dijitalleşme çok büyük anlamda bir verimlilik elde edilmesini sağlıyor.

Sanal sistemler ile geliştirilen simülasyonlar, maliyetli olan prototip üretiminin ve üretimde insana bağlı oluşabilecek hataların önüne geçiyor. Bir diğer yandan daha az enerji ve kaynak kullanımı da maliyeti oldukça aşağı çekiyor. Buradan kasıt şu: Tamamen dijitalleşmiş bir fabrika düşünelim, burada üretim bu yüksek teknoloji cihazlarla insana gerek duyulmadan yapılıyor ve böylece fabrikada ışığa bile ihtiyaç duyulmayabiliyor. Buradan hareketle, bu yeni sistemin yaratabileceği en büyük sıkıntının da altını çizmek gerek. Beden gücüne dayanan işlerin sonunu getirecek gibi duruyor. Dolayısıyla bazı sektörlerde işsizlik sıkıntısı yaratacağı aşikar. Ancak bunun önüne geçmek ve yıkıcı etkilerini en aza düşürmek de mümkün. İşte tam da bu noktada eğitime çok iş düşüyor. Yeni sistemle birlikte bilişim teknolojileri, robotik uygulamalar, mekatronik gibi alanlarda çok sayıda uzmana ihtiyaç duyulacak. Bu konuda gerekli eğitim sistemini devreye sokmakta, şimdiden nitelikli eleman yetiştirmeye odaklanmakta fayda var.

4. Sanayi Devrimi ile birlikte gelecek dönemde ise şunları bekliyoruz:

2018 yılında sanayide 2,3 milyon ünite robot kullanılacağı söyleniyor. 2020 yılında ise yaklaşık 50 milyar cihazın birbiriyle iletişim halinde olacağı tahmin ediliyor. Bu yeni düzenle birlikte, sadece 4 yıl içerisinde 16 yeni meslek dalının türeyeceği de konuşulanlar arasında.

Tüm bu bilgilerin ışığında bizi çok büyük bir değişimin beklediğini söylemek mümkün. Kimileri bu akıma kapılıp giderken, kimileri şimdilik ucundan yakalayabilecek. Belki de bazıları sadece ardından bakacak. Ama düzen değişiyor, sistemler gelişiyor ve mevcut durumda işletmelere düşen en büyük görev de bir an önce kendilerini tüm yönleriyle bu sistemin bir parçası haline getirmek.

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i FacebookInstagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

Kardelen Eylül Koçak | ODTÜ İşletme

“Sektörel” kategorisinde benzer yazılar:

Son yıllarda dünyamızdaki veri oranı adeta bir patlama yaşıyor. Şirketler müşterileri, tedarikçileri ve kendi operasyonları hakkında trilyonlarca veriyi kayıt altına alıyor. Bunun yanında günlük hayatta kullandığımız telefonlarımız …devamı için tıklayınız.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın