-ODTÜ’de okurken ileride olmayı hayal ettiğiniz yerde misiniz?

ODTÜ İktisat gibi bir bölümden mezun olduğum dönemde iş adamı ya da bir yerde üst düzey yönetici olmayı düşünen bir öğrenciydim. Ancak mezuniyet sonrası ilk hedefim askere gidip aradan çıkartmayı düşünüyordum ama kader bizi bir şekilde denetim sektörüne yönlendirdi. Yani ODTÜ İktisat okumuş biri olarak ben hiçbir zaman çok aşırı hırslı biri olmamışımdır. Tabi ki bir isteğim vardı ama buna rağmen yaptığınız işin karakterinize uygun olduğunu gördükten sonra başarı da onunla birlikte geliyor. ODTÜ’nün bu konuda bize verdiği büyük bir vizyon var. Bakarsanız spesifik dersler bazında çok şey kattı. Hepsini kullanıyor muyum? Hayır. Ama özellikle bizim mesleğimiz için söylüyorum ODTÜ’nün verdiği vizyonun , o dönemde hayatımıza kazandırdığı ciddi pozitif etkileri var.. 25 senedir hiç meslek değiştirmediğim için rahatlıkla söyleyebilirim , kendi sektörümü iyi tanıyorum. Çünkü ODTÜ’lü yeri gelir sabahlar belki ama o sabahlamanın belki 2 saatini eğlenceye ayırır. Biz de benzer şekilde yapardık, mesela sabah 3’e kadar kağıt oynar, 3 ile 6 arası çalışırdık. Bilgisayar laboratuvarına giderdik arada dalgamızı da geçerdik ama sorumluluğumuzun her zaman bilincindeydik. Bazen derslere girmezdik ama çalışır yine geçerdik. Bu bizi ciddi anlamda eğitti. Dolayısıyla evet iyi ki ODTÜ’de okumuşum , onun bana verdiği değerlerle arzu ettiğim yerde olduğumu söyleyebilirim.

12557056_10208707327308630_228303793_o-Peki bulunduğunuz konuma gelirken diğerlerinden farklı ne yaptınız? Sonuçta sizinle aynı pozisyonda başlayan birçok insan vardı ama siz o birçok kişiden daha iyi bir konumdasınız.

Burada bence yine kişilik özellikleri önemli çünkü biz işe girdiğimiz dönemde herkes farklı yerlerde işe başladı. Şunu hatırlatırım, ilk 4 -5 sene , ODTÜ’deki arkadaşlarımla hala görüşürüm ki o dönemlerde de sık görüşürdük bana biraz üzülerek bakarlardı. Özellikle bizim sektörün en yoğun olduğu Ocak-Mayıs döneminde sosyal aktivitelere daha az katılırdım, haftasonları çalışırdım ve hep benim için üzülürlerdi ’Murat ne kadar çok çalışıyor’ diye. Aldığım para belki hepsinden daha azdı ama bazı noktalarda uzun vadeli düşünmeyi seçtim. Okulun da bana verdikleriyle hareket edip kısa vadeli işlerin peşinden koşmadım. Uzun vadede bundan çok faydalanacağımı bildim. O havucu hep gördüm önümde, fırsatları değerlendirdim, azmettim, çok çalıştım ki hala çalışıyorum. Bu diğer arkadaşlarım az çalıştı anlamında değil elbette.

 

Dediğim gibi hepimizin karakterleri farklıydı. Dolayısıyla 25 yıl sonra aynı yerdeysem ben bunun ödülünü aldığımı düşünüyorum. Ben kendi özelimde göreceli olarak daha uzun vadeli düşündüm ve dönem dönem biraz daha fazla çalıştım diyebilirim, diğer arkadaşlarımla kıyaslarsam. 

-Kariyerinizde dönüm noktası olarak tanımladığınız bir olay var mı?

Bizim işimizde 1500 kişi çalışıyor ama daha fazla kişi de bu şirkette çalışıp ayrılmış. İşimiz gerçekten uzun vadeli bakışı gerektirebiliyor ve kısa vadeli bakarsanız çok mutlu olamayacağınız bir iş. Ben 25 senedir çalışıyorum ama belki 25 kere ‘Burada ne işim var ?’ dediğim de olmuştur. İşe ilk başladığım zamanlarda daha 1. senemde Ankara dışındaki bir işe gittik. İşin raporlama kısmında bana bir sorumluluk verdiler ve bu iş biterken ben bu görevi bitirememiştim. Ankara’ya döndük. Ofiste gece gündüz çalıştık, ben yine bitiremedim. En sonunda işin sorumlu ortağına gidip ‘Ben bunu yapamıyorum’ dedim. Ama elbette bu tip yılgınlıklar bir süre sonra geçebiliyor. Onun dışında yine çeşitli dönemlerde daraldığınız tabii ki oluyor ama o dönemi hemen hızlıca atlatıp ileriye bakarsanız da yine havucu aldığınızı görüyorsunuz. Yine unutmam 90’lı yılların ortası gibiydi yine böyle bir krize girip doğru yerde miyim sorusunu sorguladığım dönemde şirket bana Ankara ofis müdürlüğünü teklif etti. O zaman İstanbul’daydım. Bu çok iyi bir challenge idi benim için. Dedim ki ‘Fırsatlar bitmiyor. Ben orada başka yeteneklerimi geliştirebileceğim ve yeni şeyler öğreneceğim’ . Ofis idaresi bana yeni yetenekler sağlayacak güdüsüyle fırsatı değerlendirdim. İyi ki o dönemde daha kötü olup ayrılmamışım dedim sonrasında. Buna benzer şeyler yaşadım ancak bunlar işin doğasında var. Bıkkınlık, doymak, sıkılmak her işte olabilen şeyler ama önemli olan bir adım ötesine geçip bu böyle mi devam edecek yoksa bu geçici bir şey mi, kalırsanız size ne getirebilir düşüncesiyle bunları tarttığınız zaman en doğru cevabı bulursunuz. Bu her zaman kişiler şirkette kalır demek değil tabii ki de uzun vadeli düşünürlerse doğru kararı verebilirler. Her sinirlendiğinizde, sıkıldığınızda yetti deyip kapıları kapatıyorsanız size pek bir faydası yok. Hangi işte olursanız olun.

-En başarısız girişiminiz sizce neydi?

Başarısızlık demeyelim de bizim sektörde yaptığımız işler çeşitli riskler taşır. Sonuçta hizmet sektörü ve müşteriyi ön planda tutmanız lazım. Her müşteriye de farklı şekilde davranmanız gerekir. Bazı müşteriler denetçisiyle yakın olmak ister, kimisinin yanında bacak bacak üstüne atsanız saygısızlık olarak değerlendirir, kimine ismiyle hitap etseniz hoşuna gider, kimi de Beveya Hanım demezseniz saygısızlık olarak düşünür üstünüze şikayet eder. Dolayısıyla farklı müşterilere adapte olmak bizim işin zorluklarından biridir. Onu da öğretir size bu iş... Farklı insanlara beklentilerini anlayıp ona göre davranabilme yeteneği. Tabii ki bunlar içinde soruya ilişkin başarısızlık demeyeyim de o öğrenme sürecinde bazı senaryolar yaşıyoruz ki zaten onlar bize öğretiyor.

-İçinde bulunmaktan en çok gurur duyduğunuz proje nedir?

Çalıştığım şirketimi çok seviyorum ve orada olmaktan ötürü çok gururluyum. Belki şöyle cevap verebilirim. 90’lı yıllarda işe alımdaki arz-talep dengesiz olduğu için o dönem ben kimle görüştüysem iş teklifi aldım. İş teklifi almamın not ortalamamla hiç alakası yoktu, belki sadece ODTÜ mezunu olmam yeterliydi.. İş seçimi yaparken hangi kurumun kültürü Murat Sancar’a daha yakın,kendimi nereye yakın hissederim diye düşündüm. Bu kişiden kişiye değişen bir şey elbette. Ben Murat Sancar olarak bu sorunun cevabını gittiğim mülakatlarda bana karşı olan iletişim detayında çözdüğümü, Price’ın bana daha yakın olduğunu fark ettim ve 4-5 seçenek arasından onu seçtim. Ve gurur duydum iyi ki de gelmişim çünkü zaman geçtikçe diğer şirketleri de gördüm, hepsi son derece elit şirketlerdi. Big 4’dan bahsediyoruz zaten. Ama kurum kültürü olarak bana en yakın olan yerdeyim. Şu an karar versem yine aynı yeri seçerdim. Diğer şirketler de hakikaten çok seçkin şirketler ama dediğim gibi gurur duyduğum PWC benim en rahat en sıcak hissedebildiğim, doğru seçimi yaptığımı kanıtlayan bir seçenek oldu.

-Yoğun bir iş hayatınız var peki iş dışında boş vakitlerinizde neler yapıyorsunuz?

Aslında güzel bir soru. Açık konuşmak gerekirse bizim sektörün en yoğun dönemi Ocak- Mayıs dönemidir. Bu dönemde şirketlerin hesaplarını kapatır raporlama yaparız. Şirketlerde yeni işe başlamış asistandan tutun da raporlara imza atan ortak düzeyindeki insanlara kadar herkesin sosyal hayatının bir parça daha azaldığı dönemlerdir bunlar. Mesailer daha uzundur, hafta sonları geceleri ofiste ışıklar yanar. O dönemlerde evet , biraz terletir, daha fazla çalışmanıza neden olur. Dolayısıyla rahatımız göreceli olarak azalsa da tabii ki ailemize vakit ayırmak durumundayız ve bunu severek yapıyoruz. Benim 2 ve 6 yaşında iki oğlum var. Onlarla vakit geçirmek şu aralar en büyük hobim. Spora bir dönem çok vakit ayırıyordum ancak bu ara pek zaman ayıramıyorum. Onun dışında ailemle ve dostlarımızla her türlü aktiviteyi sayabilirsiniz. Onlarla beraber olduğum zaman tabii ki en değerli zamandır benim için. Arkadaşlarımızla bir araya gelip amatör Dj’lik ve perkusyonistlik becerilerimi paylaşmaktan çok zevk alırım, ve tabi kültürümüzün önemli bir parçası olan “mangal yellemeyi de” unutmayalım.

-Bize gelecek planlarınızdan bahsedebilir misiniz biraz?

Şu an PWC Türkiye bölgelerden sorumlu ortağıyım. Ankara’ya geleli 4 yıl oldu. Bundan sonraki süreçte iş değiştirme gibi bir planım yok Şirketime halen katkı sağladığımı düşünüyorum. Bizim kurumsal yapımızda 55-60 yaşında emekli olmak durumundasınız zaten. Ben de kariyerimde o anlamda bir değişiklik beklemeden PWC görevlerimi o yaşa kadar en azından devam ettirme arzusundayım. Allah sağlık verdikçe tabi.

-18 yaşınızdaki halinize şu an ne söylerdiniz?

Esasında çok bir şey söylemem çünkü bence insanlar geçmişe karşı pişmanlık duymamalı, geçmişten ders çıkarmalıdır. Bu yüzden ben o dönemdeki hayatımdan çok memnundum. Yine az önce bahsettiğim gibi kariyer konusunda çok aşırı hırslı bir insan değildim. Sorumluluğunu bilen , derslerinde orta da olsa başarılı fakat alması gereken notu alan biriydim. Tabii ki bu sadece ders üzerine değil hayattan, ODTÜ’de olan hocalarım, arkadaşlarım ve ortamdan almam gerekeni de aldığımı düşünüyorum. Dolayısıyla o dönemki Murat’a çok büyük telkinlerde bulunmam. Tabi ki hatalarım vardı, onları biliyorum ama olduysa Murat Sancar o dönem alması gereke dersleri almıştır diye düşünüyorum. İyi ki o dönemleri yaşamışım. Şu an keşke öyle yapmasaydım da böyle yapsaydım diye çok geriye takılıp kalmam. O dönemdeki Murat’ın hayatı oydu.

-Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkürler Murat Bey.

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i FacebookInstagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

İrem EROL | ODTÜ İşletme

 

“Röportajlar” kategorisinde benzer yazılar:

Yaren: Öncelikle öğrenim hayatınızda en çok özlediğiniz şey nedir ? Amaç Ukav: Şimdi röportaja söyleyemeyeceğim şeyler olduğu için kampüs diyelim. Yaren: Bir idolünüz var mı? Amaç Ukav: Çok fazla insan var ama… devamı için tıklayınız.

 

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın