Karadeniz! Ülkemizin en yeşil bölgesi olarak bilinen ve fıkralara konu olan yer! Hikayemiz Haziran
2013’te başladı. Yoğun bir dönemi geride bırakıp 4 arkadaş bisiklet ile Karadeniz yollarına düştük.
Amacımız çoğu zaman haberlerde fotoğraflarda gördüğümüz yerleri yakından görmek ve mümkün
olduğunca gezmekti. Öncelikle planlamamızı yaptık. Ordu–Trabzon–Rize illerini kapsayan toplamda
5 günlük bir plandı. Bisiklet ile yolculuk edeceğimiz için vaktimizin büyük bir bölümü seyahat ile
geçiyor, öğle yemeği ve akşam vaktinde de gezmeye özen gösteriyorduk.

2

Ordu ili Orta ve Doğu Karadenizin kesişme noktası. Şehrin hemen başucundaki Boztepe en gezilesi
yerlerden. Aynı zamanda şehrin içinde tarihi binalar ve bir de müze bulunmakta. Karadeniz’i gezmeye
başlamak için gayet güzel bir nokta. Yakın zamanda bitecek olan havaalanı ile ulaşım daha da kolay
olacak. Yakın zamanda büyükşehir olan Ordu, gayet düzgün bir şehirleşme örneği gösteriyor. Karadeniz Sahil Yolu Proje’si için denizinden ödün vermeyen tek il. Öyle ki sahil boyunca gezmeniz bile hem yeşili hem de maviyi görmeniz açısından gayet güzel bir seçenek. Karadeniz mutfağının bir çok lezzetini, Ordu’daki restoranlarda kolaylıkla bulabilirsiniz. Perşembe ilçesi yaz aylarında Karadeniz’in Bodrum’u denilebilecek güzellikte oluyor. Temmuz ve Ağustos ayları boyunca denizin tadını yeşilin gölgesinde çıkarabiliyorsunuz. Ordu ilinde saydığım bir çok yeri gezdik. Toplam harcamamız ise yalnızca öğle yemeğimiz oldu. Ulaşımı bisikletlerle sağladığımız için yol üstünde birbirinden güzel birçok manzaraya şahit olduk.

10

Bir sonraki gün sabah erkenden Trabzon’a doğru yola koyulduk. Öğle yemeğimizi Görele’de yemeyi
planlıyorduk. Toplamda 180 km’lik bir yol, bizi bekliyordu. Yaklaşık 6-7 saat bisiklet üstünde kalmamız
demekti bu. Ordu’nun doğusunda Giresun ili bulunuyor. Giresun Kalesi ilin en önemli turistik
yerlerinden. Topal Osman Ağa’nın mezarı da burada bulunuyor. Kaleden şehrin tam ortasında ve
denize yakın konumuyla şehri adeta ikiye bölüyor. Yine Trabzon Rum İmparatorluğu’ndan kalan bir
çok tarihi yapıyı görmekte mümkün. Dar bir alana kurulduğu için kısa bir sürede gezebilirsiniz.
Kümbet ve Bektaş adında iki meşhur yaylası ve bu yaylardan da yüksek rakımlarda buzul gölleri
mecvut. Günübirlik olarak grup gezileri düzenleniyor. Fındığın anavatanı olan iki şehirden biri olan
Giresun, ekonomisinin en büyük pay sahibi fındık ile özdeşleşmiş durumda. Yolumuz uzun olduğu için
durup gezme fırsatı bulamadık ama şehrin genel özellikleri bu şekilde. Ordu ile kardeş şehir gibiler.
Öyle ki şehirler o kadar yakınlar ki havaalanları bile ortak. Şehir merkezinde çok ucuza ve güzel
yemekler yemeniz mümkün. 10 TL gibi bir bütçeyle rahatlıkla doyabilirsiniz. Ordu’dan ulaşımı da bir
dolmuş sistemi ile sağlanmakta.

Trabzon ili, Giresun’un doğusunda kalan bir il. Karadeniz’i buram buram hissetmeye daha şehre girer
girmez başlıyorsunuz. Dağlar denize paralel uzandığından şehir çok küçük bir alan üzerine kurulu.
Aynı zamanda Erzurum ve Gümüşhane’ye giden ana yollar da Trabzon’dan geçiyor. Havalimanı ve
limanı sayesinde de bölgenin ticari anlamda lokomotifi görevini görüyor. Kıyı boyunca uzandığı için
Akçaabat ilçesi ile iç içe bir görüntüsü var. Bizim planımızda olan Sümela Manastırı ve Uzungöl,
Trabzon il sınırları içerisinde. Bu iki yer haricinde yaylalarıyla çok meşhur bir il. Bir miktar fındık
tarımıyla beraber çay tarımı da görülüyor. Bölge insanının konuşması eğer kulağınız aşına değilse
biraz anlaşılmaz olabiliyor. Konaklama için Couchsurfing’ten bir hamam sahibi Aziz Abi ile anlaşmıştık.
Kendisi bizi Trabzon Meydanı’ndaki hamamında ağırladı. Bir güzel yemek ikram etti. Sonrasında
hamama da girdik. Bu sırada şehri gezmeye de zaman bulduk. Ordu ili gibi Trabzonun da Boztepesi
var. Şehri yukarıdan görmek gerçekten çok güzel olurdu ancak vaktimiz olmadığından Boztepe’ye
çıkamadık. Akşam güzelce dinlenip, sabah Sümela Manastırı’na doğru yola çıkacaktık. En çok
dikkatimizi çeken şey şehrin dokusu hala tarihi barındırıyor. Gerek sokaklar gerek evler gerçekten
şehrin güzel korunduğunu gösteriyor. Bölgede spor adına bir çok yatırım yapılmış olduğunu görmek
bizleri açıkçası şaşırttı. Üniversite oyunları için yapılmış olan spor salonları umarız kullanılır ve
sporcular yetişir.

9

Trabzon’dan sonraki adresimiz Sümela Manastırı. Manastıra ulaşmak için dağlara doğru yolculuğumuz
başlıyor. Coşandere Vadisi boyunca tırmandıkça hava kapanıyor ve Karadeniz’in sisi çisesi eksik
olmuyor. Bölgeye bir çok tur şirketi yaz aylarında geliyor. Hafta içi bile Sümela Manastırı çok çok
kalabalık olabiliyor. Bizim ziyaret ettiğimiz tarih sezonun açılışına denk geldiği için aşırı bir kalabalık yoktu. Manastırın aşağısında merkezi bir bölge var. Buradan ister 1 km’lik yaya yolunu isterseniz de 3 km’lik araç yolunu kullanarak manastıra ulaşabiliyorsunuz. Dilerseniz dolmuşa binip 1 TL ye manastıra da ulaşabilirsiniz. Müzekartınızı yanınıza almanızda fayda var, bizim ziyaretimiz sırasında giriş 8TL kadardı. Manastır kayaların içine adeta oyulmuş. Tek bir yağmur damlası bile düşmeyen yerler var ve mimarisi gerçekten müthiş. O bölgede yemek yemek için alabalık restoranları bulunuyor. Fiyat olarak çok pahalı değil ancak tad olarak istediğiniz kaliteyi bulamayabilirsiniz. Bu yüzden havuzda yetişen değil mutlaka derelerde yetişen balıkları tercih edin. Biz biraz aç olduğumuz için bunu düşünecek
durumda değildik o yüzden yolumuzun üstünde uygun fiyatlı bir yerde hemen yedik. Yemekten sonra
Of ilçesine doğru yola koyulduk. Akşam öğretmenevinde 15 TL’ye kaldık. Akşam yemeği için çok küçük
olan ilçe merkezini gezmeniz yeterli. Fiyatlarsa çok çok uygun. Pide 5 TL idi. Aynı şekilde sabah
kahvaltısını da dışarıda yaptık ve 4 kişi için toplam 20 TL civarında bir para ödedik. Bir sonraki durağımız olan Uzungöl’e doğru yola çıktık. Turistik bölge olduğu için araç trafiği var ancak
yollar gayet kaliteli ve yeterli. Tur sırasında birçok şoför bizlere selam verip geçiyordu. Bence
içlerinden bisikletle buralara çıkılır mı dercesine söyleniyorlar da olabilirler. Uzungöl adeta İsviçre
Alpleri’ndeki göller gibi. Dik yamaçların arasında masmavi bir göl. Rakım 1200 metre civarında olunca
hafiften bir üşüyorsunuz. Göle gelen suları kontrol etmek için bentler kurulmuş. Bu sayede hem su
kontrol altında tutuluyor hem de suyla gelen taş çakıl odun gibi şeyler uzak tutulmuş oluyor. Trabzon
merkezden gelen dolmuşlar mevcut. Eğer aracınız yoksa otostopta işe yarayabilir. Bentlerin olduğu
bölgelerde yaylalarda üretilen balları satanlar var. Biz de balcılardan biriyle tanışıp muhabbeti
kuruyoruz. Hayretler içinde bisikletle nasıl geldiğimizi soruyolar. Bize bal ikram ediyorlar bir yandan
da bölgeyi anlatıyorlar. Öğlen yemeği için güzel bir yer önerisi alıyoruz. Turistik bir yer olduğundan
fiyatlar biraz pahalı. Ancak biz balcılardan referans aldığımız için 4 kişi toplamda 50 TL ödüyoruz.
Normalde kişi başı 20TL den az yemek ya porsiyonu küçük ya da yok. Uzungöl’de bir gece kalmanızı
tavsiye ederim. Akşam herkes çekilince çok sakin bir yer olacağı kesin. Gölün hemen yanında birçok
otel var. Yine biraz uzak olsa da göle 5-10 km mesafelerde de kalabileceğiniz yerler mevcut.
Yemekten sonra Rize’ye doğru yola çıkıyoruz. Tırmandığımız yolu inmek ayrı bir zevkli oluyor. Rize’de
o sıralarda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve beraberindekiler olduğu için ilk başta yer bulma
konusunda tereddütlerimiz oluyor. Öğretmenevinden 4 kişilik yer ayarlıyoruz. Turun en pahalı kısmı
burası oluyor. Kişi başı 45TL ödüyoruz. Kahvaltı neyseki dahil, zaten kahvaltıda en az 20TL lik şeyler
yiyoruz. Kahvaltıda yemek salonunda orta yaşlı bir çok kadın var. Hepsi bir tur şirketiyle bizim
rotamızın aynısını yaptıklarını söylüyorlar. Gelip tanışıyorlar ve Ordu’dan yola çıktığımızdan bu yana
bizi takip ettiklerini belirtiyorlar. Bugün de Ayder’e mi gidiyorsunuz diyip hadi görüşürüz diyerek
vedalaşıyoruz. Bizim yolumuz daha uzun ne de olsa… Yola çıktıktan bir süre sonra trafik birden azalıyor. Sonra birkaç polis aracı bizi geçiyor ve bir süre sonra her 200 metrede bir tane polis bekliyor. İlk baştan anlam veremiyoruz. Daha sonra polisin biri yolun en sağından gittiğimiz halde ‘sağdan gidin’ diye uyarıyor. Meğer o sırada Abdullah Gül ve konvoyu geçecekmiş. Bütün trafiği kapatmışlar ve her yere polis diziyolarlar, çok anlamsız gelmişti. Tam o sırada Mert’in bisikletinde bir arıza oluyor. Bugünkü toplam gideceğimiz mesafe kısa olduğu için Çayeli ilçesinde tanıdığım bir bisikletçiye uğruyoruz. Kendisi bize yardımcı olmak adına elinden geleni yapıyor ve onun sayesinde yola devam ediyoruz. Ardeşen ilçesinden içeri girip Ayder Yaylasına doğru yola çıkıyoruz. Ardeşen – Ayder yol ayrımında serinlemek için yol kenarında karpuz yiyoruz. Bölgede yaz aylarında birçok satıcı işlek yollarda satış yapıyor. Yol üstünde Karadeniz’in meşhur “100 mt. Geride” tabelalarından görüyoruz 😀 Çamlıhemşin ilçesine 2 km kala Yunus Emre düşüyor ve dikiş atılması gereken bir durum olduğu için hastaneye gitmemiz gerekiyor. Yoldan geçen bir pick-up daha biz söylemeden duruyor ve hemen hastaneye gidiyoruz. Bölge insanı gerçekten duyarlılık konusunda çok iyi. Ardeşen’de ilk mühadele yapılıyor ve meşhur yemek ‘muhlama’ yemek için bir yer arıyoruz. Buluyoruz da, hem de ustasından. İşin üzücü tarafı Ayder’i göremeden Ordu’ya geri dönmek durumunda kalıyoruz.

8

Turdan öğrendiğimiz şeylerden bir tanesi bölge insanı gerçekten yardımsever ve canayakın. İlk
başlarda ODTÜ’lü olduğumuzu duyunca biraz tedirgin baksalar da konuştukça bu durum aşılıyor.
Genel olarak Karadeniz çoğu turistik bölgemize göre ucuz denebilir. Otostopla bile rahatlıkla
gezebilirsiniz. En önemli nokta hava durumu! Sağı solu belli olmadığı için tedbirli gitmekte fayda var.
Konaklama konusunda öğretmenevleri gayet uygun ve konforlu oluyor. En önemlisi bölgeden tat almak için yöre insanıyla kaynaşmak. Size hizmet eden bir sistem değil, tamamen iletişiminize bağlı bir durum var. Ne kadar çok insanla tanışırsanız o kadar çok eğlenir ve öğrenmiş olursunuz. Bir de fotoğraf makinenizi her zaman açık tutun, o kadar çok manzara var ki bazen hayran kalıp fotoğraf çekmeyi bile unutabiliyorsunuz.

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i FacebookInstagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

Oğuzhan Meral | ODTÜ İşletme

”Pusula” kategorisinden benzer yazılar:

Uzaydaki İlk Ülke : Asgardia

Günümüzde filmlerde gördüğümüz şeyler yavaş yavaş gerçekleşiyor. Tarihin ilk uzay ülkesi Asgardia’nın planları geçtiğimiz dönemde Fransa’nın başkenti Paris’te düzenlenen … devamı için tıklayın.