Yıl 2007, 11 yaşındayım. Yatma saatimin 10 olduğu vakitler. Tüplü televizyonun önünde daha önce hiç ilgimi çekmemiş bir oyunu seyrediyorum. Bir adamdan bahsediliyor. Dokuz kez üst üste 40 sayı atmış, rekor kıracakmış. Basketbolla tanışmam bu adamın onuncu kez 40 sayı atmasını izlemek içindi. Gece 2, anneanne evinin salonunda hava soğuk, izinsiz kalkılmış. Şimdilerde aşina olduğum terimleri ilk kez duyduğum gece, henüz kuralları bile bilmiyorum. Mor-sarı forma içerisinde beş adamdan birine odaklandım sadece: 8 numaraya. Derler ya klasik tabirle şiir gibi oynuyordu diye, aynen öyleydi o gece de. Hala kulaklarımda Kaan Kural’ın sesi, bu gece yeterince serbest atış çizgisine gelemedi ve bu yüzden seri bitti diyordu. Kobe o gece 40 sayı atamadı ama benim için bambaşka bir dünyanın kapısı açıldı. Bu kez yıl 2010, Haziran ayı. Havalar artık ısınmış. NBA final serisi 7. maç Lakers kendi sahasında geride.

 

Kobe ile artık dört yıl geçirmiş bir de şampiyonluk sevinci yaşamıştım. Bütün sezon tek maça bağlı ve Kobe kendi standartlarında berbat bir hücum performansı gösteriyor. İşte orada bu adamın şiir değil destan yazma niyetinde olduğunu anladım. Henüz lige yeni girmişken Gary Payton’a söylediği sözler buraya çok uygun: “Lakers tarihinin en skorer ismi olacağım. 5 veya 6 şampiyonluk kazanacağım”. Son çeyrekte buralar benim köyüm dedi, yanında Pau Gasol, Andrew Bynum gibi uzunlar karşı tarafta Kevin Garnett gibi bir savunma tanrısı varken tek başına dördü hücum 15 ribaunt çekti ve maçı, seriyi, sezonu Celtics’ten alıp Lakers’a getirdi. Jordan ile kariyeri boyunca karşılaştırıldı ve onun neredeyse karbon kopyası bir oyun oynamasına rağmen kendi efsanesini yarattı. Jordan’ın mirasçıları görülen T-mac, Vince Carter, Allen Iverson gibileriyle devam eden basketbolun son ve en büyük temsilcisi Kobe ise artık bana ve dünyada binlerce çocuğa açtığı dünyaya veda ediyor.

 

Belki Kevin Durant daha büyük bir hücum silahı, evet Stephen Curry daha iyi şut atıyor ama sahadaki yenilmez duruşuyla çok değil iki sene önce hala son topun emanet edileceği adam oylaması sonucu onu birinci gösteriyor NBA menajerlerinin gözünde. Ucuz fauller peşinde koşan, temas olmadan kendini atan oyunculara ise adeta selam çakarcasına 35 yaşında aşil tendonu kopukken serbest atış atıyor. Kırılması zor birçok rekorla, belki de güncel oyun sisteminde geçilemeyecek 81 sayısıyla gidiyor. Artık her maç salladığı potaya bile değmeyen toplarla değil de Phoenix Suns karşısında maçı önce uzatıp sonra uzatmada kazandıran basketleriyle, Dwyane Wade’in üstünden tek ayak üzerinde attığı üçlük game winnerıyla, Madison Square Garden’da MVP tezahüratı almasıyla ve o çene çıktığında rakiplerin tir tir titremesiyle hatırlamak da bize düşer.

 

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i FacebookInstagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

Ilgın Efe Şenyuva | ODTÜ İşletme

Yaşam kategorisinden benzer yazılar:

NBA Tarihine Damga Vurmuş 6 Efsane

Geçmişten günümüze NBA tarihine birçok oyuncu damga vurmuştur ama bazıları var ki unutulması güç işler başarmıştır. Bunların bazıları kariyerine hala devam etmektedir. Gelin şimdi onlara göz atalım.Wilton Norman “Wilt” Chamberlain; lakabı Wilt the Stilt, The Big Dipper ve Chairman…devamı için tıklayın.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın