Ridley Scott, sinema tarihinde başarıları inkâr edilemeyecek nadir yönetmenlerden biridir. 78 yaşındaki usta yönetmen, filmlerinin kalitesi ve beğenilirliği açısından inişli çıkışlı bir grafik çizse de, Blade Runner (1982) ve Alien (1979) gibi sinema dünyasında kolayca unutulamayacak filmlere imza atmış biridir.

Ve Ridley Scott, filmografisindeki kötü gidişe bu yıl vizyona giren The Martian (Marslı) filmiyle ‘dur’ diyor. Gerçekten başarılı bir yapım olmuş, hatta öyle ki -2015 yılının film kıtlığını bahane etmessek bile- bu yılın ‘en iyi’ filmleri arasına girecek gibi duruyor. Gelişen teknoloji, Mars’ın kızıl atmosferini yapmak için çok doğru bir şekilde kullanılmış. Filmin görüntü yönetmenini tebrik etmek lazım. Senaryo ise, Andy Weir’in kitabından esinlenerek ve World War Z (2013) filminin de senaristliğini yapmış Drew Goddard’ın yaratıcılığı eklenerek oluşturulmuş. Ek olarak, filmde fazla müzik/şarkı kullanıldığı halde hemen hepsi yerli yerindeydi. Bu da seyircinin filme bağlanmasını sağlar.

Üstelik The Martian, mekanı Dünya dışında geçen bir film olduğu halde ne teorik kurgudur ne de belgesel niteliğinde, bilgi verici bir filmdir. İkisinin arasında kalan tür, yani bilim kurgudur. Bilimsel veriler kullanılarak oluşturulan kurguya bağlı kalan bir senaryosu vardır. Bu yüzden bir teorik kurgu filmi olan Interstellar’daki gibi (karşılaştırmak doğru olmasa da) biraz fanteziye kaçan fikirler yoktu ve sahip olduğu fikirleri açıklama amacı gütmüyordu.

Flimin içindeki olaya gelirsek, NASA’ya bağlı bir grup araştırmacı Mars yüzeyinde araştırma yaparken güçlü bir fırtına çıkar ve işlerini yarım bırakıp apar topar geri dönmek zorunda kalırlar. Matt Damon’ın canlandırdığı Mark Watney karakteri ağır yara alır, ekibin geri kalanı da Mark’ı o fırtınada can verdiğini düşünüp Marsta bırakırlar. Film, Mark’ın hayatta kalma ve Dünyaya geri dönme çabasını anlatır.

Matt Damon’un oyunculuğunu genelde hayran kalmam. Jest ve mimiklerini canlandırdığı karaktere çok iyi yansıtamıyor, karakteri biraz ‘düz’ oynuyor gibi geliyor bana. Ama bu filmde vasatın üstünde performans sergilemiş. Belki de bir gezegende yalnız başına durmaktan sosyal yetisini kullanmasına gerek kalmadığı içindir. Yan oyuncular ise gayet başarılıydı.

Ridley Scott bu yapımla hem kendisini ‘yaşlandı, filmleri eskisi gibi değil’ diye eleştirenlere cevap vermiştir, hem de filmografisindeki kötü gidişatı engellemiştir. İzlenilesi bir seyirlik olmuş. Peki, yılın en iyi filmlerine aday olabilir ancak yılın en iyi uzay temalı filmi olabilir mi? Jupiter Ascending (Jüpiter Yükseliyor) filminden çok daha iyi olduğu aşikâr olsa da, bu sorunun cevabını Star Wars’un 7. Bölümü çıktıktan sonra vermek daha doğru olacaktır.

Eleştirmenin Puanı: 8.4 / 10

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i Facebook, Instagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

Bahadır KAYA | Uludağ Üniversitesi Makine Mühendisliği

 

“Kültür & Sanat” kategorisinden benzer yazılar:

Hakkında Mutlaka Fikir Sahibi Olmanız Gereken Uluslararası 8 Film Festivali

Adını Fransa’nın bir sahil kenti olan Cannes’dan alan festival, Venedik Film Şenliğine rakip olarak, 1946 yılında düzenlenmeye başlanmıştır. Festivalde her yıl ortalama 20 film yarışmaktadır. Verilen ödüller Altın Palmiye, Büyük Jüri, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu… devamı için tıklayınız.

 

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın