Dünya tarihindeki her dönemi ayrı ayrı incelersek, her dönemin kendine has bir misyonu ve vizyonu olduğunu açıkça görebiliriz. Günümüz dünyasının genel bir amacını belirlemek gerekirse bunu sanırım teknoloji üretmek,  bilimi yeni ufuklara taşıyabilmek ve servis sağlayıcı gelişimleriyle hizmetteki sınırları ortadan kaldırmak olarak değerlendirebiliriz. Bu yüksek ivmeli gelişimlerin yaşandığı dönemde ise özellikle son yıllara damgasını vuran bir kelime çıkmaya başladı karşımıza: “Girişimcilik”. Peki nedir bu girişimcilik? Girişimcilik aslında fazlasıyla adının hakkını veren bir kelime çünkü temel olarak bir işe girişebilme olayını yansıtıyor. Haliyle böylesine yenilenen, hatta bilim ve teknoloji alanlarında kendini aşmaya hazır bir çağın içinde de özgün ve yaratıcı fikirleriyle kendi işine girişmek isteyen yüzlerce insan çıkabiliyor. Dünyayı değiştirmek isteyen bunca insan arasından da hem yeteneklilerinin, hem cesurlarının, hem de kendi alanında en yetenekli olanlarının buluştuğu bir nokta var: “Silikon Vadisi”.

IMG_3425

Silikon Vadisi yıllardır adını duyduğumuz bir yerdir. Fakat çoğu kişi nerede olduğunu bile bilmese de teknolojiyle doğrudan bağlantılı bir merkez olduğunu farkındadır.  Ben de bu insanlardan birisiyken, son yıllarda girişimcilik konusundaki heyecanımın artması ve dünyayı değiştirebilecek bir ürün tasarlayabilme hayallarimle Silikon Vadisi’ni çok daha yakından tanır hale geldim. Bu enerjim ise Silikon Vadisi’nde gerçekleşecek bir “girişimcilik kampı” mailiyle beraber iyice su yüzüne çıkar hale geldi. Bu sayede kendimi 2015 haziranının sonundan ağustosunun başına kadar dünyanın teknoloji merkezi Silikon Vadisi’nde buluverdim.

IMG_3849

Silikon Vadisi aslında Kuzey Kaliforniya’daki San Francisco vadisinin bir parçası olan San Jose vadisine verilen isimdir. Bölge çip üretimiyle yıllardan beri popüleritesini kazandığından ismi çiplerin hammadesi olan yarı iletken silikondan gelir. Günümüzdeyse böylesine kısıtlı bir iş alanıyla değil dünyadaki her insana dokunan her türlü teknolojinin ilk basamağı olarak göze çarpmaktadır. Bu da silikon vadisini teknoloji alanında ilgili, veya hizmet sektörünü teknolojiyle kombinlemek isteyen herkesin göz bebeği haline getirmiştir.

1 ay boyunca nerdeyse her gün Silikon Vadisi’nin içinde bulunmama rağmen, bu dönem boyunca kaldığım ev San Francisco şehir merkezinde bulunmaktaydı. Bu da aslında benim için oldukça sevindirici bir durumdu çünkü Silikon Vadisi ruhunu ve enerjisini yaşarken aynı zamanda buna kaynaklık eden şehrin kültürünü, yaşayış şeklini, geleneklerini ve rutin günlük yaşamını görebilmek benim için çok faydalı oldu. San Francisco’yu genel olarak bir ütopya olarak betimleyebilirim. İlginç bir şekilde insanlar için iş hayatları çok önemli ve herkes işi için çok büyük özveri sergiliyor. Bunun dışında eğlence de tabi ki ihmal edilmiyor, çünkü cuma ve cumartesi geceleri şehrin gece hayatının oldukça canlı olduğunu söyleyebilirim. Ancak, haftaiçi gecelerindeki durgunluk beni bir önceki noktaya yani insanların çalıştıkları işe olan saygılarına getiriyor. Bunun dışında San Francisco’yu genel olarak çok ırklı bir şehir olarak değerlendirebilirim. İnsanlar birbirlerinin  nerden geldiğini umursazken, sadece yaptıkları işi  umursadığından toplum kendisiyle çok barışık. Bu barışıklık meşhur “Castro” bölgesiyle beraber San Francisco’yu LGBTI hareketinin de merkezi haline getiriyor. Kısacası San Francisco herkesin olabildiğince özgür yaşadığı, insanların birbirini vurdumduymazca yargılamadığı, siyasetin ve politikanın yerine teknolojinin ve bilimin konuşulduğu, sadece trafiğinin akışıyla bile ben dünyanın merkeziyim diye bağırmakta olan bir şehir…

Silikon Vadisi’ne geçecek olursak, San Francisco hakkında bahsettiğim her şeyin bir tık daha üstü ve daha profesyonel haliyle karşılaştığımı söyleyebilirim. Silikon Vadisi’nin bugünlere gelmesinde ise Stanford Üniversitesi’nin çok büyük bir payı olduğunu es geçemeyiz. Hatta çoğu kişiye göre Silikon Vadisi, Stanford Üniversitesi bu bölgede konumlandığından zamanında böylesine ivmeli bir tanınırlık sahibi oldu. Şöyle de bir durum var ki Stanford’ın da hakkını yememek gerekir. Stanford’ın ününü, başarılarını, çıkarttığı dünyayı değiştiren mezunlarını bir kenara koyarsak; sırf fiziksel imkanları bile okulu büyüleyici bir yer haline getiriyor. Bu büyüleyici atmosfer de doğal olarak Silikon Vadisi’ni yıllardır besliyor.

Silikon Vadisi’nin fiziksel yapısı ise hayallerimizdekinden biraz farklı. Gittiğinizde yanyana Apple, Microsoft, Google, Facebook gibi şirketleri görmek istediğiniz bir alan hayal ettiğinizi tahmin edebiliyorum ancak malesef durum böyle değil. Silikon Vadisi gerçekten de çok büyük bir alana yayılmış durumda ki bazı büyük şirketler arasındaki mesafe arabayla bile yarım saati bulabiliyor. Bu nedenden ötürü 1 ay boyunca altımızda araba olmasının, Silikon Vadisi’ni keşfetmeyi ciddi anlamda hızlandırdığını söyleyebilirim. Silikon Vadisi; Intel, Cisco, Google, HP, Maxtor, Softway Solutions, Apple, Microsoft, Oracle, Nvidia, AMD, Facebook, Twitter, Mozilla ve daha niceleri gibi en büyük teknoloji üretimi ve servis sağlayıcı şirketlerine ev sahipliği yapıyor. Bu büyük şirketler ve daha nicelerinin çoğunu görme fırsatı buldum ki bazıları gerçekten de büyüleyiciydi. Özellikle Google’ın adeta bir semt oluşturduğunu söyleyebilirim. Gerçekten de insanların daha yaratıcı ve verimli bir şekilde çalışabileceği bir ortam düşünemiyorum. Silikon Vadisi’ndeki büyük şirketlerin çoğunu ziyaret edip çalışma ekosistemini ve işlerin nasıl yürüdüğünü görme şansım olsa da beni daha küçük girişimlerin ofislerini ziyaret etmek kesinlikle daha çok heyecanlandırdı. Çünkü şöyle söyleyeyim; Twitter’ın ofisini ziyaret etmek ne kadar heyecan verici olsa da çalışanlarla bir iletişim haline geçme şansınız veya çalışma ofislerini görme gibi bir durumunuz olamıyor. Haliyle sadece önceden görüştüğünüz şirket çalışanıyla muhabbet edip kafeteryalarında oturabilmek dışında pek bir şey keşfedebilme ihtimaliniz olmuyor. Bilgi güvenliğinin bu kadar ciddiye alınmasından dolayı da nispeten küçük çaplı şirketleri ziyaret edip CEO’sundan, kodcularına kadar herkesle irtibata geçebilmek sizin girişimcilik heyecanınızı kesinlikle daha iyi tatmin ediyor. Bu konuda en çok etkilendiğim şirketlerin Declera ve ülkemizin göz bebeği Udemy olduğunu söyleyebilirim.

IMG_3476

Silikon Vadisi’nde büyük teknoloji şirketlerinin (Apple, Google vs.) ve daha küçük çaplı şirketlerin dışında “accelerator” ve “incubator” adı verilen girişim destekleyici yapılanmalar bulunuyor. “500 Startups” ve “Y Combinator” tahmin edileceği üzere bunlardan en meşhurları. Sanırım Silikon Vadisi ekosistemini en iyi anlayabildiğim yer “500 Startups” ziyaretimdi. Çünkü yüzlerce startupla çalışan bu insanların tecrübelerini ve deneyimlerini dinlemenin çok faydalı olduğunu söyleyebilirim. Haliyle en trend teknolojik fikirler, en yeni iş alanları da buralar tarafından yol gösterilerek başlatılıyor. Haliyle bu şirketlerin girişimcilik ekosistemi için çok büyük değerler ve renkler olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Aynı şekilde Silikon Vadisi’nde sıklıkla görebileceğiniz şeylerden bazıları da “Tech Center” ve “Innovation Platform” olarak adlandırılan yatırımcı ve girişimciyi bir araya getiren alanlar. Bu yerler “coworking spaces” (beraber çalışma alanları) olarak adlandırılıyor ve yüzlerce masanın bulunduğu koca bir binada haliyle yüzlerce startupa ev sahipliği yapıyor. Tek çalışanı kurucusu olan şirketler için herhangi bir ofis kiralamaktansa böyle alanlarda çalışmak haliyle çok daha verimli oluyor. Bu tarz çalışma alanlarından Plug and Play Tech Center’a yaptığımız ziyarette hem bir çok yeni girişimcinin çalışma ortamını ve startup fikirlerini görme şansı bulduk, hem de üç tane Türk girişimciyle yaptığımız detaylı sohbetler sonrası göğsümüz kabarık bir şekilde orayı terk ettik. Bu “coworking spaces” olarak adlandırılan beraber çalışma alanları ise şehir merkezinde biraz daha farklılık gösteriyor. Şehir merkezinde bir ofis tutmaktan ve resmi yazışmalarda adresini orası olarak göstermektense insanlar bu özel çalışma alanlarını kiralıyor ve adresini orası olarak gösterme şansı buluyor. Böylece çiçeği burnunda girişimciler ekstra kira yükünden kaçınmış oluyor.

Silikon Vadisi’nin yıllardan beri gelen bu popülaritesi haliyle finansal olarak da bölgeyi dünyanın en önemli noktalarından birisi haline getiriyor. Tüm Amerika’daki Venture Capital (VC) yani yeni girişimlere gelir imkanı sunan yatırımcılar bütününün üçte biri San Francisco’da bulunuyor. Haliyle San Francisco yatırımcılar için adeta bir cennet; çünkü her gün yeni bir fikir,yeni bir startup veya yeni bir inovasyonla karşılaşma imkanı bulabiliyorsunuz. Böylesine zengin bir ekosistemden de haliyle hem girişimciler faydalanmış oluyor, hem de yatırımcılar.

Silikon Vadisi’nin en önemli unsurlarından birisi de “Meet up” kültürü. Nerdeyse her akşam belirli noktalarda herkesin katılabileceği toplantılar gerçekleşiyor. Bu toplantıları genelde bir şirket organize ederken, dışardan da sponsor destekleri alınıyor. Çoğunlukla bu toplantılarda yeni girişimlere kendilerini tanıtma imkanı veren maksimum 5 dakikalık sunumlarını sunma imkanı veriliyor. Tüm sunumlardan sonraysa herkes birbiriyle tanışmaya ve ortak bir ilgi alanı veya ortak bir gelecek bulmaya çalışıyor. Bu toplantılarda girişimciler hem yatırımcılarla tanışma imkanı buluyor hem de kendilerinin daha iyi bir noktaya gelmelerine yardım edecek mentor veya koçlarla tanışabiliyorlar. En kötü senaryoda ise sponsporların sağladığı bedava biranızı içip, pizzanızı yiyerek ordan ayrılabiliyorsunuz.

Sonuç olarak, Silikon Vadisi’ni bir insanın çalışabileceği en ideal ortam olarak değerlendirirsek çok da yanlış bir şey söylemiş olmayız. İster bir girişimci olun, isterseniz ise büyük bir şirkette çalışın; kesinlikle çalıştığınızın ve başarınızın karşılığını alacaksınız. Çünkü burada herkes herkesin işine inanılmaz bir saygı duyuyor ve haliyle kimsenin de emeği havada kalmıyor. Elbette özellikle girişimciyseniz geleceğinize dair çok büyük bir riskten bahsedebiliriz, ancak eğer şirketinizi batıracaksanız emin olun ki batıracak en doğru yer Silikon Vadisi. Çünkü burada öğrenilenlerin ve alınan derslerin bir sonraki adım için çok büyük bir avantaj sağlayacağına emin olabilirsiniz. Silikon Vadisi’ni bu kadar özel yapan onlarca nedenden bana göre en önemlisiyse, insanların yeni fikirlere %100 doğallıkla açık olmasıdır. Haliyle bu ekosistemde teknoloji gelişiyor ve insanlar yargılamadan her şeye bir şans verebiliyor. Böyle bir ortamı dünyanın herhangi bir noktasında bulmak çok zor olduğundan Silikon Vadisi’nin dünyanın dört bir yanından insanlarla dolu olduğunu söyleyebiliriz zaten. Özellikle Çin, Hindistan gibi iş gücünün yüksek ancak yaratıcılığın düşük olduğu ülkelerden alınan göçler buna birebir kanıt oluşturuyor.

IMG_3440

Gördüklerimi ve tecrübelerimi bizim ülkemizle bağdaştırmam gerekirse ise şunu söyleyebilirim ki, gerçekten de girişimcilik olayına çok yatkın bir ülkeyiz. Bu hem risk alma konusundaki cesurluğumuzdan hem de başarmak için sonuna kadar uğraşmaktan kaynaklanıyor. Bu yönüyle ben sokaklardaki simitçileri de birer girişimci olarak görüyorum. Çünkü girişimcide olması gereken cesaret, risk alma eğilimi ve emek ögelerinin hepsini kendilerinde bulunduruyorlar. Ancak, bizim ülkece en büyük eksiğimiz tüm bu girişimci ruhuna hazır yapılarımıza rağmen bir girişimcilik kültürüne sahip olamamamız. Fikirlere ve düşüncelere kapalı olmamız, insanları ve fikirleri pratiğe dökmeden sadece teorideyken yargılamamız bile bu kültürün oluşması için ciddi bir engel haline geliyor. Bu nedenle ülkenin gençleri olarak önümüzde San Francisco gibi güzel bir örnek varken kolaya kaçıp oraya gitmektense, oranın mentalitesini özümseyip bunu ülkemizde de girişimcilik kültürünü oluşturabilmek için kullanmak bizi çok daha iyi noktalara götürür. Çünkü bu kültürü oluşturabildiğimiz zaman ölümlerden, savaştan, siyasettense bilimi, teknolojiyi ve gerçekten de aydınlık bir geleceği konuşabileceğiz. Umarım yazdıklarım konuyla ilgilenenlere faydalı olmuştur. Ayırdığınız zaman için teşekkür ederim.

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i Facebook, Instagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

Ozan Ersan | ODTÜ Endüstri Mühendisliği

 

“Pusula” kategorisinden benzer yazılar:

Ukrayna’da AIESEC projesine katılmak!

Geçtiğimiz yaz hem yeni yerler keşfetmek hem de başkalarına faydalı olabilmek için Aiesec aracığıyla Ukrayna’ya gittim. Vizesiz olması, ulaşımın İstanbul’dan iki saate yakın sürmesi ve saat farkının olmaması nedeniyle Ukrayna, Aiesec ile yurtdışına gidecekler için çok uygun bir yer… devamı için tıklayınız.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın