Geçtiğimiz yaz hem yeni yerler keşfetmek hem de başkalarına faydalı olabilmek için Aiesec aracığıyla Ukrayna’ya gittim. Vizesiz olması, ulaşımın İstanbul’dan iki saate yakın sürmesi ve saat farkının olmaması nedeniyle Ukrayna, Aiesec ile yurtdışına gidecekler için çok uygun bir yer. Ukrayna’yı o kadar çok sevdim ki projem bittikten sonra tatilimi iki hafta daha uzattım ve projedeki farklı ülkelerden gelen arkadaşlarımla deşiğik illeri gezdim.

Kısaca ülkeden bahsetmek gerekirse, Ukrayna’nın para brimi olan grivni Türk lirasına göre çok ucuz kalıyor. 1 Türk lirası yaklaşık 8 grivniye denk geldiği için yaşam benim için çok kolay olmuştu. Şehirler arası ulaşımı genelde trenlerle sağlıyorlar ve trenlerde uyumak için yataklar bulunuyor. En büyük şehirleri Kiev, Odessa ve Lviv. Tatilim boyunca 3 büyük şehri gezmiş biri olarak bence en güzel şehri sizi eski zamanlarda hissettiren Lviv şehriydi.Golden Gate

Damak tatlarını oldukça beğendiğimi söylemeliyim. Geleneksel yemekleri arasında favorilerim deruny ve vareniky idi. Deruny aslında Türkiye’deki mücvere benziyor. Tek farkı kabak yerine patates kullanıyorlar ve pişirdiklerlinde mücverden daha dolgun oluyor. Vareniky ise Türkiye’deki mantının yarım ay şeklinde ve sadece et ile değil bir çok farklı malzemeyle hazırlananı. Patatesli, etli, mantarlı, peynirli ve hatta vişneli olarak bile hazırlanabiliyor. Neredeyse bütün çeşitleri smetana dedikileri tuzlu kremayla yiyorlar. Ayrıca kreplerini çok beğendiğimi de söylemeliyim. Bizden farklı olarak sabah yedikleri krepleri lorlu, meyveli hatta lahanalı bile hazırlayabiliyorlar.

Sıra geldi çok severek gezdiğim 3 büyük şehrini tanıtmaya…

Kiev

Ukrayna’nın başkenti olan Kiev’de 4 gün geçirdik. İlk gün Golden Gate, Opera Binası ve en büyük alışveriş merkezi olan Ocean Plaza’yı gezdik .Golden Gate eski çağlarda şehrin giriş kapısıymış ve şuan Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde bulunuyor.Opera binasına gelecek olursak baya etkilendim doğrusu. Tiyatro, bale ve operaya hem devlet hem de halk çok önem veriyor. Binalar arasındaki rengarenk oturma bahçeleri de binanın kendisi kadar güzeldi.

İkinci gün şehrin sembolü olan Maidan’a gittik. Burada 92 metre yükseklikte elinde zeytin dalı bulunan bir melek heykeli bulunuyor. Çevresindeki sokaklarda birçok güzel restoran buluyor. Yakınlardaki restoranların birinde Kievski adını verdikleri şnitsel e benzeyen tavuk yemeğini denemenizi öneririm.Dnipro nehri Maidan ve çevresindeki heykelleri gezmeyi bitirince Andrevski yokuşu adı verilen sanat galerilerinin bulunduğu yolu ziyaret ettik. Meraklıları için oldukça özgün eserler içeren galerilerin bulunduğu Andrevski’den sonra Çernobil Müzesi’ni ziyaret ettik.

Üçüncü günde ise oldukça büyük olan Dnipro isimli nehri ziyarete gittik. Nehirde tercihinize göre 1 ya da 2 saatlik turlara katılamnız mümkün. Ayrıca nehrin şehir merkezine yakın olan tarafında sizi nehrin bir ucundan ötekine iple geçiren geçiren teleferiğe benzeyen bir sistem bulunuyor ki bence her adrenalin meraklısı mutlaka denemeli. Dniprodan sonra akşam Arena adı verilen ve birçok gece klübünün bulunduğu alana gittik. Tercihimiz SkyBar’dan yana oldu. Hem şehri yukarıdan izleyebileceğiniz hem de içine girdiğinizde oldukça renkli bir gece klübüne adım atacağınız bir yerdi.

Son günümüzde ise kiliseleri ve kalan müzeleri gezmeye karar verdik. Sn. Sophia ve Sn. Andrew kiliselerine gittik öncelikle. Sadece klasik bir bina yerine oldukça geniş bir alana yayılan bu kiliselerin içinde değişik müzeler de bulunuyor. Toplamda 3 saate gezebildik ekip olarak. Buradan sonra içinde coğrafya ve tarih müzelerine de uğrayıp Kiev’deki zamanımızı tamamlamış olduk.

 

Odesa

Kiev’den sonraki durağımız olan Odesa’ya ilk vardığımızda hava yağmurlu olduğundan ilk günü müze gezerek geçirdik. Tarihi bir evi resim galerisine çevirdikleri Museum of Western and Eastern Art en beğendiğim müzeydi. Daha sonra film karakterlerinin, sinema yıldızlarının ve ünlü şarkıcıların mumdan heykellerinin bulunduğu bir müzeye gittik. Burada 100’e yakın fotoğraf çekildikten sonra Opera binası gezmeye gittik. Kiev’e göre biraz daha küçük olan opera binasına gittiğimizde o günkü gösteri için bilet sorduk fakat bütün biletler tükenmişti.Odesa sahili

İkinci günümüzde Odesa Limanı’na, limanın tam karşısında bulunan ve sayamadığım kadar çok basamağı bulunan Potemkin Basamakları’na gittik. Basamaklardan gözü korkan insanlar için füniküler yapmayı unutmamışlar Ukraynalılar. Basamakları çıkınca birbirinden güzel restoranların bulunduğu bir yola ulaştık ve burada baya zaman geçerdik. Akşam ise Arcadia adı verilen sabahları beach club akşamları isi gece klübü olan bir bölgeye gittik. Gerçekten de sadece Arcadia Bölgesi Odesa’yı sevmek için başlıca bir neden. En ünlü iki gece klübü Ibiza ve Itaka olan Arcadia’da ayrıca alışveriş mağazaları, restoranlar, barlar, aqua park ve hatta birkaç aletin bulunduğu bir lunapark bulunyor.

Son günümüzde de Arcadia’yı bir de gündüz gözüyle görelim dedik ve beach cluba gittik. Sadece beach clubla sınırlı kalmayıp Lunapark’taki aletleri de denedik. Türkiye’deki adrenalin yeterli değil diyenleri Arcadia’daki metrelerce yükseklikteki Kamikaze’ye benzeyen alete alalım.Lviv Ratusha

 

Lviv

En sevdiğimi en sona bıraktım. Gezimizin son durağı olan fakat daha önce de birkaç haftamı geçirdiğim Lviv merkezindeki Arnavut kaldırımları, tarihi binaları, kilise çanları ve şehrin içinde yürürken her yerde görebileceğiniz heykelleriyle sizi adeta orta çağdaymış gibi hissettiriyor. Gerçekten de burada geçirdiğim süre boyunca zaman duygum kayboldu diyebirilirim. Gezilecek yerleri arasında başlıca devlet binası olan Ratusha gelilyor. Saint Sophia Kilisesiİlk dört katını çıktıktan sonra bilet alıp bir 300 basamak daha çıkıyorsunuz ve bütün Lviv’i tepeden görebileceğiniz bir noktaya erişiyorsunuz. 4 farklı bakış açısında şehri izleyebileceğiniz bu yerde harika fotoğraflar çekilmeniz mümkün. Ratusha’dan çıkına hemen yanında yer alan ve adı Diana olan bar-cafe tarzı bir yere uğradık. Burada Lviv’e özgü olan Lvivski birasını tattıktan sonra Rynok meydanında bulunan kiliseleri gezdik. Rynok meydanında neredeyse her hafta başka bir festival oluyor, banklarda hint kınası yapan kadınlar bhulunuyor ve resim çektirebileceğiniz değişik konseptli insanlar sokaklarda geziyor. Diğer bir gezilmesi gereken yer ise High Castle. Yolu biraz zorlu ve yüksek olan High Castle yine şehri görebileceğiniz yükseklikte olan, teleskopla gökyüzünü incelebileceğiniz ve çevresindeki yerlerden hediyelik eşyalar alabileceğiniz bir yer. Son olarak Lviv’de çok değişik konseptlerle döşenmiş kafeler bulunuyor. Bunlardan bazıları Çikolata Fabrikası, Lviv Coffe Manufactura, Harry Potter Cafe ve adını hatırlamadığım ve yeraltında bulunan labirent-mağara karışımı bir yer.

Özetlemek gerekirse Ukrayna, özellikle Lviv şehri ve Odesa’daki Arcadia bölgesi soran herkese önereceğim tatil yerlerinden biri. Çok keyif aldığım bir yaz geçrdim. Umarım siz de yazımı okurken keyif almışsınızdır.

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i FacebookInstagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

Başak Sevgin |ODTÜ İşletme

”Pusula” kategorisinden benzer yazılar:

Ukrayna Gezi Yazısı

Ukrayna tam bir Sovyet ülkesi. En son 2 yıl önce gittiğim Ukrayna’ya küçükken bir kere daha gitmiştim. Yüz ölçümüyle Avrupa’nın en büyük ülkesi olan bu ülke çok renkli bir silüete sahip. Ukrayna Türkiye’den vize … devamı için tıklayın.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın