Yaz tatilleri, sömesterler. Her seferinde de hep aynı cümle “Bu tatilde şunları şunları yapacağım.”  ve sonunda gerçekleşmeyen planlar… Artık buna yeter, diyerek geçen yıl kendime bir söz vermiştim; bundan sonra hiçbir tatilimi boş geçirmeyecektim.

htmlimage

 

Geçtiğimiz sene yaptığımız Doğu-Güneydoğu gezimiz bunun ilk adımıydı. Belki tecrübesizdik ama o ilk adımı atmıştık, artık gezme duygusu vücudumuza girmişti ve bir virüs gibi yayılıyordu.

Orta vadede Türkiye’nin her yerini gezme hedefi koymuştuk kendimize; arada tek tek bazı yerlere gitsek de bu tarz uzun soluklu geziler yılda ancak bir iki kere yapılabiliyor. Sıradaki rotayı belirlemek çok da zor olmadı. Doğu Karadeniz!

10462837_10155738949150323_8794694644007771680_n

Haziran 2015, okulların kapanma ve stajların başlama süreleri arasındaki zamandan yararlanarak biletleri aldık. Rotamız Ordu’ydu. Sonrasını planlamamıştık, dönüş bileti olmadan, acele etmeden, gönlümüzce gezecektik ve yola koyulduk. İbrahim, Oğuzhan ve ben.

Otobüsle 8 saatlik bir yolculuk ile Ankara’dan Ordu’ya vardık. Erkenden alırsanız Ordu’ya yeni açılan havaalanına da bilet almak gayet mantıklı. Doğu Karadeniz’i gezeceğimizden, Ordu’yu başlangıç noktası olarak aldık ve sahil hattından doğuya doğru ilerledik.

htmlimage

Kestane Köyü’nde 1 günlük gerçek köy hayatı! Oğuzhan’ın memleketi olduğu için ilk durağımız konforlu başladı, sırt çantalı gezginden ziyade misafir tadında geçti hikâyenin bu kısmı. Şehirlerde büyüdüğüm ve köye gitmek istediğimde hep kasabamsı yerlere köy diye götürülmüş biri olarak, gerçek köy bulmanın mutluluğunu yaşadım burada. Tam da hayal ettiğim gibiydi, sobada demlenen çaydan, sobada pişirilen böreğine kadar. Önümüzdeki her gün yiyeceğimizden habersiz olarak aşık olduğum tereyağında peynir eritmesini de ilk defa burada yedim! Köyü keşfetme zamanı gelmişti, dağdan ellerimizle o küçücük çilekleri toplamak kadar yemek de bir o kadar zevkliydi. Akşam ise kara lahana çorbası ve bulgurlu kara lahana sarması yedik. İkisi de yöresel ve tadılması gereken yemekler. Misafirperverlikleri için Oğuzhan’ın anne ve babası Fatma Teyze ve Ali Amca’ya ne kadar teşekkür etsek az.

htmlimage (2)

Çambaşı Yaylası! 60 km yol 3,5 saat [Simge] Transit ile sabah 5’te yola koyulduk ki yolda yayla havasında kahvaltı edebilelim. Güzelliği ise bu denli zorlu yollarda transit sürebilme deneyimi kazandık. Gerçekçi olmak gerekirse, bu yayla daha sonra gideceğimiz Ayder’e kıyasla daha bakımsız ancak bir o kadar da doğaldı. Çünkü yerlilerin yaşadığı bir yer ve burada birçok güzel deneyim yaşadık; köyden sahile inip tekrar iki bin rakıma çıkmak bizi biraz çarpsa da azıcık uyuyarak yorgunluğumuzu atlattık. Halil Abi sağ olsun “Saçma” ile balık tutma şerefine nail olduk. “Islanacağız eyvah!” diye korkup sonrasında sırılsıklam olduk ancak günün sonunda 23 balıkla eve dönmenin mutluluğu vardı hepimizde, tereyağı ile sobada yapılınca ne kadar muhteşem olacağını henüz bilmiyorduk.

11427190_10155738899775323_8366766582644643315_n

Yaylada sabahın köründe, uykulu olmazsın derlerdi, inanmazdım. Test ettim doğruymuş, o yorgunluğa rağmen çok dinç kalktım. Kahvaltı o kadar güzeldi ki, her şeyin doğal olmasıydı bunu sağlayan. Her öğünden sonra ise Karadeniz’i Karadeniz yapan etkenlerden biri olan çayı en az iki kocaman demlikle tüketiyorduk. Bu kadar keyif yeter dedik ve 3. günümüzde yollara koyulmaya başladık. Otostop maceramız başlasın!

htmlimage (3) htmlimage

-Giresun arası yarım saat kadar sürüyor, ilk otostopu on dakika içerisinde bulduk, sağ olsunlar bizi gideceğimiz yer olan Giresun Kalesi’ne kadar bıraktılar. Kale ile ilgili söyleyebileceğim çok özel bir şey yok bildiğimiz çok sıradan bir kale.

Giresun’da çok oyalanmadan yolumuza devam ettik. Sahil yolu tek olduğundan otostop bulmak epey kolaydı, hele ki geçen seneki doğu turuyla karşılaştırınca.

htmlimage (4)

Yol üzerinde Akçaabat’ı görünce durduk, bi’ köfte yemek lazım. Köfte zevkimiz dolayı geç saatlere kadar oyalandık. Akşam saatlerinde otostop çekmek istemediğimiz için turumuz boyunca sadece 1 sefer minibüs kullanmak zorunda kaldık. Akşam couchsurfing’den bulduğumuz Yaşar Abi’de kaldık. Kendisi çok misafirperverdi. Evinde daha önce 16 yabancı kalmış. İlk kalan Türkler ünvânını da biz aldık.

htmlimage (5)

Gelecek durak Sümela Manastırı. İlk gördüğünüz anda sizi büyüleyen bir yapıt. Bir nevi manzara şöleni. Otostop bulduğumuz için arabayla gidilebilecek en son noktaya kadar çıktık, minibüs alternatifi de mevcut. Sonrasında ise 1 km bir yürüyüş yolu ile manastıra ulaşıyorsunuz. İnerken ise tüm yolu yürüyerek indik, kondisyonunuz yoksa pek de önerilecek bir yol değil doğrusu.

htmlimage (6)

 

Trabzon şehir merkezi içerisinde otostop çekmek mümkün olmadığı için okuldanhtmlimage (7) arkadaşlarımız Ahmet ve Adem bize şehri gezdirdiler. Atatürk Köşk’ü, Boztepe vb. gezilecek yerleri beraber gezdik. Sonunda ise unutamadığım lezzet Laz böreğini yerinde, Nejla Hanım’ın yerinde yedik. İstanbul ve Ankara’dakilerle karşılaştırınca olağanüstüydü.

Rize’de akşam kalacak yer bulamadığımız için geceyi öğretmenevinde geçirdik. Yolculuğumuzda konaklamaya para verdiğimiz tek yerdi.  Sabahında ise kahvaltımızı Uzungöl’de yaptık.  Daha önce otostoptan tanıştığımız Ilhan abinin önerisi ile güzel ve indirimli bir kahvaltı oldu. Vaktimiz de olduğundan sonrasında Uzungöl çevresinde tabelası olmayan yollara girerek kendi çapımızda keşif turu attık.

htmlimage (8)

Sonunda beklenen an, Ayder! Çok heyecanlıydık Ayder’i görmek için ve o heyecanla otostop çekmeye başladık. Şansımıza çok kısa sürede Ankaralı bir abimiz durdu. Bizi rafting yapacağımız yerin kapısına kadar bıraktı ve hatta bizim için pazarlık bile yaptı, ancak sonrasında biz yine daha önceki otostop tanıştığımız İlhan Abi’nin sayesinde yapılan pazarlığın yarısına anlaştık. Dört ayağımız üzerinde düşmüştük yine. Bodrum civarlarında rafting yapmış biri olarak karşılaştırınca Fırtına Nehri’nde rafting yapmak ayrı bir heyecanlı.

htmlimage (2)

Devam edelim yolumuza dedik ve tekrar yollara çıktık. Yokuş yukarı tırmanırken yoldan geçen araba sayısı azalmıştı, halimize acıyan bir ‘pickup’ dönerek bizi aldı ve Ayder’in kapısına kadar bıraktı. Biz de yürürüz diye başladık yürümeye – geriye 4 km kaldığını ve bu kadar yokuş tırmanacağımızı bilmeden-  Sonunda pestilimiz çıkmış bir şekilde vardık Ayder’e. İlk vardığımızda yorgunluğunda verdiği etki ile rüyadayım sandım ama anladım ki oldukça gerçekmiş. 2 gün geçirdik bu cennette. Konaklamamız ise couchsurfing üzerinden ücretsiz ayarladığımız Oberj otelde idi. Kendisi de bir gezgin dostu olarak bizleri misafir etti.

Ayder sonrası 8 günlük maceramız sona erdi. Gezdiğimiz tüm bu güzel yerlerde bize destek olan herkese çok teşekkürler! Yolculuğumuzu unutulmaz kıldınız. Geldiğimiz yolu ise tek bir otostopla geri döndük, sonrasında ise otobüs! Kürkçü dükkanı misali gerçek hayatlarımıza geri döndük.

htmlimage (3)

Yolculuğumuzla alakalı birkaç dipnot:

-Yaptığımız Ankara-Ordu-Ankara otobüs yolculukları çoğu otostopumuzdan daha kötüydü.

-Güney kıyılarına göre Rafting Fırtına Nehri’nde ayrı bir güzel.

-Otostopa bindiğiniz insanlarla içten muhabbet edin, zaten seni alıyorsa sana açıktır, ve muhabbet ettikçe sana başka başka yardımlarını da sunmak istiyor. (Tanıdıklarına yönlendirmek gibi)

-İnsanları anlamaya, onların dilinden konuşmaya çalışırsanız güzel bir bakış açısı kazanıyorsunuz.

-Ne kadar çok yorulursanız, o kadar güzel hatıralar biriktiriyorsunuz.

-Ne kadar erken kalkarsanız, o kadar enerjik ve dolu dolu bir gün geçiriyorsunuz.

-Laz böreği İstanbul ve Ankara’ya göre efsane; Trabzon pidesi ise Ankara’daki Zigana
Pide’ye oranla oldukça vasat.

-Yağmurluk kadar yağmura dayanıklı ayakkabı ile gitmekte fayda var, ne zaman yağmur yağacağı belli olmuyor.

-Fiyatlar konusunda ise merak edenler genel bir bilgi vermek gerekirse;

  Rafting kişi başı 90’dan 30’a indirdik.

Ordu öğretmenevi 20.

  Uzungöl kahvaltı kişi başı 30’dan 20’ye indirdik.

Ayder’de ve diğer şehir merkezlerinde ise fiyatları tam hatırlamamakla; turistik yerler olmasına rağmen gayet makuldü. Ankara-Ordu-Ankara otobüs dâhil bir haftalık tatilimiz totalde 300 TL’ye geldi.

 

Anıl Pakel | ODTÜ İşletme

Yorum Yazın