16 Mayıs günü okulumuzdaki topluluklardan ODTÜ Oyuncuları’nın Barut Fıçısı adlı oyununa gittim. Oyunun yazarı Dejan Dukovski, kendisi 1969’da Makedonya’da doğmuş, ülkemizde en çok bu eseriyle biliniyor. Okulumuzun oyuncularının yorumuyla gerçekten akılda kalıcı bir oyun izledim.

Yazar bu oyunu 1995 yılında kaleme almış, sahnelenmesiyle birlikte çok ses getirmiş. Yarattığı karakterleri içimizden seçmiş, bu da oyunu izlerken içinde gibi hissetmemizi sağlıyor. “Barut Fıçısı, tek bir zamana, tek bir nedene indirgenemez.” diyor Dukovski, “Oyunda geçen hikayeler, karakterlerin kişisel hikayeleri değil, bir toplumun parçalarını oluşturur ve her bir öykünün derdi temelde evrenseldir.” diye ekliyor bir röportajında.

Oyun 11 kısa sahneden oluşuyor. Her sahne birbirinden bağımsız olaylar anlatıyormuş gibi görünse de aslında aralarında ince bir bütünlük taşıyor. Her sahneden bir karakteri başka bir olay çerçevesinde diğer sahnede görüyoruz ve her sahnede karakterlerin bir eşyası sahnede kalıyor. Diğer karakterler bunu umursamadan ya da bir kenara itip yaşamaya devam ediyor, tıpkı gerçek hayatta yaptığımız gibi. Ayrıca her öyküde gerçek hayatın acılarını bulabiliyoruz; savaşın izlerini, şiddeti, cinayetleri, eşitsizliği, sömürüyü…

Oyunla ilgili daha detaylı bilgi alabilmek için oyun yönetmeni Alkım Karaağaç’a birkaç soru yönelttim.

  • Neden bu oyunu seçtiniz?

Barut Fıçısı, şiddetin, iletişimsizliğin ve toplumsal travmaların insan ilişkilerinde yüzeye çıktığı gerçekçi bir oyun. Metin araştırma ve okuma sürecinde geniş bir oyun havuzu üzerinden hareket ettik ve devamında bir kısa liste üzerinde topluluk olarak ortaklaştık. Nihai süreçte ise, Barut Fıçısı oyunu, gerek derdi, gerekse sahneleme konusunda topluluğa getireceği yenilikler açısından büyük çoğunluğumuzun uzlaştığı ve heyecanlandığı bir metin oldu.

ODTÜ Oyuncuları olarak amatör tiyatro yapmaktayız. Bunu söylerken sadece tiyatroyu herhangi bir gelir aracı olarak görmemeyi değil, aynı zamanda günümüz profesyonel ve ticari tiyatro algısının karşısında alternetif ve kolektif bir tiyatro üretimini kastediyoruz. Barut Fıçısı’nın seçiminde de, alternatif ve deneysel bir çalışmaya uygun olması ve topluluğun bu yılki dinamikleriyle uyuşacağını düşünmemiz etkili oldu.

  • Oyunun hazırlık aşamalarında neler yaşadınız, neler sizi zorladı?

Oyunun metin çalışmaları ve dramaturji süreci oldukça verimliydi. Oyunun tarihsel ve coğrafi bağlamı, oyunun politik söylemi ve bugün oyunun derdiyle nerede buluştuğumuza dair verimli tartışmalar yaşandı. Bu süreç tüm ekibin öyküyü anlaması ve ilişkilere kendi hayatından anlamlar katmasına yardımcı oldu.

Oyun insan ilişkileri ve öyküler üzerine kurgulanmış bir oyun. Ancak bu ilişkiler doğru anlatıldığında seyirciye temas edebileceğinin ve derdini anlatabileceğinin farkındaydık. Bu da bizleri, oyuncunun gerçekçi, etki-tepkilere dayanan ve karakterlerinin oyunun dünyasındaki istekleri üzerinden eyleme geçtiği kapsamlı bir oyunculuk ve sahneleme yöntemi tercihine yöneltti (Mark Alfreds, Different Every Night). Bu yöntemi metin, karakterler ve oyunun dünyası üzerinden uygularken zaman zaman zorluklar yaşadık. Hikayelerini anlattığımız karakterler, bize hem çok yakın hem de bir o kadar uzaktı.  Oyuncuların bu karakterleri, sahnede nefes alan insanlara dönüştürme süreci hem sancılı hem de heyecan verici bir keşifti diyebiliriz. Her oyuncunun süreçteki deneyimi özgün oldu tabi ki.

Reji açısından, metinde geçen birbirinden çok farklı mekanları ortak bir estetik dil ve biçimle sahneye taşımak zorlayıcı oldu diyebiliriz. Dekor, kostüm ve aksesuarlar için uzun süre farklı çalışma gruplarıyla araştırma yapıldı. Deneme-yanılma, yapım-yıkım aşamalarından sonra sahnede ahengi olan ve rejiyle uyumlu bir görselliğe ulaştık.

  • Oyunu izleyememiş okuyucularımız için neler söyleyebilirsiniz?

Oyunu izleyen seyircimizden güzel yorumlar alıyoruz. Tek perdelik oyunda, 85 dk. kadar süren tempolu bir yolculuğa çıkıyoruz ve seyircimizle öykülerimizi paylaşmak istiyoruz. Henüz izlememiş seyircilerimiz için oyundan bahsetmek gerekirse,

Makedon oyun yazarı Dejan Dukovski tarafından Yugoslavya iç savaşı sonrası dönemde kaleme alınan Barut Fıçısı, Balkanlarda geçen 11 kısa sahneden oluşuyor. Her sahnedeki bir oyun kişisi, takip eden sahneye taşınıp bir döngünün parçası oluyor. Böylece oyunda geçen tüm olayların, aktarılan şiddetin izleriyle birbiriyle ilişkilendiğini görüyoruz. Hemen her sahne, dindirilmemiş bir acı ve hedefi bulanık bir öfke taşıyan oyun kişilerinin birbirleriyle ya da kendileriyle hesaplaşmalarını konu alıyor. Şiddet, yaşanıyor, olan oluyor ve karakterler onun mekan ve hafızadaki izleriyle yaşamlarına devam ediyorlar. Oyun salt bir şiddet eleştirisi değil, şiddetle yoğrulan bir toplumda, iletişimsizlik ve beraberinde büyüyen öfkelerini birbirlerine kusan insanların öyküsü.

Kendimize de sorduğumuz birtakım sorular var: “İnsanın, içinde ancak şiddete bulanarak var olabileceği, öyle hayatta kalabileceği bir düzende (savaş, faşist otorite, baskı rejimi, adaletsizlik, sömürü, eşitsizlik…) suçlu insandır demek yeterli olabilir mi? İnsanın değerli gördüğü şeyler kuralsızca, kanunsuzca yok edilir, hele bu bir de devlet eliyle yapılır, toplumsal vicdan susturulursa, onurdan, saygıdan, adaletten bahsetmek mümkün müdür artık?”. Barut Fıçısı’ndan anlıyoruz ki, hayatın değersiz olduğu bir yerde, şiddet sıradanlaşır, can almak önemsizleşir. Şiddet bireysel bir günah değildir, yaşanan toplumdan ve paylaşılan dünyadan bağımsız değildir, şiddet politiktir.

Oyun farklı bir tarihte ve farklı bir coğrafyada geçiyor olsa da, oyun kişilerini çevreleyen sürekli şiddete gebe atmosferi, bugün yaşadığımız coğrafya ve dönemden bağımsız düşünmemiz mümkün değildi. Her gün rastladığımız, eylediğimiz, maruz kaldığımız, duyduğumuz, okuduğumuz, yeniden üretilen şiddet, bu oyunda gülüş, öldürüş ve unutuşla birbirine karışıyor.

  • Benim dikkatimi çeken şeylerden biri sahneyi küçük bir alana kurmanız, bunun özel bir sebebi var mı?

Oyun, karakterlerin 2’li, 3’lü sahneleri üzerinden akıyor. Burada, sahne odağını ilişkiler ve duygular üzerinde tutmak gibi bir amacımız vardı. Ayrıca her bir oyun kişisinin de bir barut fıçısı olması metaforu üzerinden, daha sıkışmış ve çarpışmalara gebe bir atmosfer yaratmak rejinin tercihiydi.

Oyunda ayrıca gölge oyunları kullanıyoruz. Hatta gölge, Barut Fıçısı için yeni bir temsil katmanı. Gölge oyunları, sahne içini besleyen ve güçlendiren bir oyun alanı olarak rejinin özellikle üstünde durduğu bir araçtı. Gölge oyunu için  ışık mesafesi ve netlik gibi teknik unsurlar, sahne derinliğini optimuma taşımayı gerektirdi.

Ayrıca, oyunda orijinal besteleri ODTÜ Oyuncularına ait olan canlı müzik yapıyoruz. Sahne içi ve gölgedeki oyuncular, yeri gelince orkestraya geçip müzik icra ediyor ve bu da iç ve dış sahne diye tanımladığımız iki katmanlı bir oyun alanında son derece tempolu bir trafik oluşturuyor. Barut Fıçısı’nın gölge perdelerinin arkasında, en az önündeki kadar zengin bir dünya var.

  • Oyunu izleyememiş ya da bir daha izlemek isteyen okuyucularımız için, oyunun daha sonra gösterimi olacak mı?

Oyunumuzun prömiyerini 24 Nisan’da ODTÜ Tiyatro Şenliği’nin açılış oyunu olarak yaptık. Sonrasında hem kendi şenliğimiz hem de farklı üniversitelerin tiyatro şenlikleri kapsamında İstanbul ve İzmir’de oyunlar oynadık. Mayıs oyunlarıyla (15-17 Mayıs) ODTÜ ve Ankara seyircisine ulaşmaya devam ettik. Bundan sonra da yaz okulu döneminde,  10,11,12 Temmuz tarihlerinde Mimarlık Amfisi’nde yaz oyunlarımızı oynayacağız. Sosyal medya üzerinden etkinliği paylaşmaya başladık. ODTÜ Oyuncuları facebook sayfamızdan bizi takip edebilir, etkinliklerimizi görebilirsiniz. Bütün oyunlarımız ücretsiz biletlidir. Biletlerimizi oyunlardan belirli bir süre öncesinden itibaren kütüphane önündeki standımızdan, Mimarlık Amfisi’nden ve Kızılay’daki İmge Kitabevi’nden edinebilirsiniz. Herkesi Barut Fıçısı’na bekleriz.

https://www.facebook.com/pages/ODT%C3%9C-Oyuncular%C4%B1/105177919527396

https://twitter.com/odo_tiyatro

http://odtuoyunculari.metu.edu.tr/

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i Facebook, Instagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

Alkım KARAAĞAÇ | ODTÜ Oyuncuları

Beril BELER | ODTÜ İşletme

 

“Kampüsten” kategorisinde benzer yazılar:

ODTÜ’de 24 Saat Açık Kütüphane

Türkiye’nin en iyi üniversitelerini listeleyecek olsak şüphesiz ODTÜ bu listenin içinde olur hatta büyük çoğunluğa göre ODTÜ ilk sırada yer alır… devamı için tıklayınız.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın