Bir yolculuğun en zor kısmı yolculuğun kendisi değil, ilk adımı atma kısmıdır. Uzun süre planlanan seyahatlerin pek de gerçekleştiğini görmedim açıkçası. Sizin de benzer tecrübeleriniz olmuştur mutlaka. Arkadaş grubuyla gidilecek o tatile çoğunuz gidememişsinizdir hala… Biz bu hissi tekrar yaşamamak adına çok hızlı bir kararla bir seyahat kararı aldık arkadaşım Anıl ile birlikte. Sıradan olmayan bir şey olsun ve hemen olsun diyerek kendimizi tren bileti bakarken bulduk. Yurt dışı planları yapmadan önce, kendi ülkemizin birçok yerini tanımadığımızı görmediğimizi fark ettik ve buradan başlamamız gerektiğini düşündük. Hem ön yargılarımızı kırmak hem de sıradışı bir deneyim olması için Doğu ve Güneydoğu turu yapmaya ve bunu otostop çekerek yapmaya karar verdik. Önceden alınmış biletleri ayarlanmış oteller olmadan, çantamızı alıp gidip neyle karşılaşırsak ona göre devam ederiz diyerek yapalım istedik. İlk tecrübemiz olacağından, bazı noktalarda planlama yapmamız gerekti tabii ama büyük çoğunluğu spontane gelişen muhteşem bir seyahat yaptık. İlk oldu ama son olmayacağı konusunda ikimiz de eminiz artık. Kendi hikayemizi anlatırken, sizlere de fikir vermesi açısından turumuzu detaylı olarak yazmak istedim. Keyifli bir yazı olmasını umuyorum.

10395835_10152463498793958_3316113641030453885_n

Ankara Gar’ından başlayan maceramız, 26 saatlik bir tren yolculuğu sonrası ilk durağımız Kars’ta resmen başladı. Öncelikle böyle bir gezi planı için en zevkli yolun tren yolu olduğunu belirtmek isterim. Ankara-Kars ekspresi ile bu yolculuğu, 49 TL’ye tamamlayabilirsiniz. Hem uygun hem de keyifli olan bu yolculukta, yataklı vagon seçenekleri de bulunuyor ki yataklı vagon almanızı tavsiye derim rahat etmeniz adına. 26 saatlik yolculuk biraz yorucu olabiliyorJ TCDD Doğu Ekspresi, her gün sefer yapıyor. Sefer saatleri TCDD sitesinde şöyle yer alıyor; Ankara Kalkış: 18.00 – Kars Varış: 18.29, Kars Kalkış: 07.45 – Ankara Varış: 08.05. Yolculuk sırasında birçok güzelliğini görme fırsatı bulduğumuz Doğu Anadolu’nun, eşşiz bir deneyim olacağını tahmin etmemiz çok zor olmadı. Şimdi kısaca gezdiğimiz şehirlerle ilgili deneyimlerimizi aktarmak istiyorum.

IMG_2694

KARS

26 saatlik yolculuğun ardından ilk durağımız olan Kars ile ilgili ilk yorumumuz, insanların yardımseverliği oldu. Yolculuk sırasında tren’deki Kars’lı görevlilerden başlayarak, şehire ayak bastığımız ilk andan itibaren bize yardımcı olan insanlara sıkça rastladık. Kars küçük bir şehir, yolumuzu bulmamız pek de zor olmadı dolayısıyla. Akşamüzeri varmış olmamızdan dolayı, ilk olarak kalacak yer arayışına girdik ve turumuzun büyük çoğunluğunda ilk tercihimiz olan hem uygun hem de temiz olan Öğretmen Evi’ni bulduk. Gecelik fiyatları 25-40 TL arası değişen öğretmen evleri konaklamak için en ideal yerler. Üstelik kahvaltı da fiyata dahil. Odamıza yerleştikten sonra akşam yemeği için dışarı çıktık ve Kars’ın yöresel yemeklerini bulabileceğimiz Kaz Evi adlı bir mekana gittik. Merkezde 3 şubesi bulunan Kaz Evi’nin şubelerinden biri öğretmen evine 100 m. uzaklıkta. Kaz eti, hengel, ayran aşı şehrin yöresel yemeklerinden bazıları. Kaz eti lezzetli olmakla birlikte biraz pahalı, ancak yanınızda arkadaşınız varsa, yöresel yemeklerden birer porsiyon söylemeniz hem uygun fiyatlı olacaktır hem de çeşitlilik anlamında tüm yemekleri deneme fırsatınız olur, ki biz de böyle yaptık.

IMG_2696

Yemekten sonra çay içmek için Kars Kalesi’ne çıktık. Kale yüksekte olduğundan, biraz yorucu bir yürüyüş oldu bizim için. Kale’nin içerisinde bir kafeterya bulunuyor ve gerçekten çok ucuz! Yaklaşık 10-12 bardak çay içebileceğiniz demlikler 6 TL, nargile 7 TL ve şehrin tamamını gören bir manzaraya sahip olması da kalenin başka bir güzelliği. Yol yorugunluğumuzdan dolayı ilk günü burada tamamlayıp, ertesi gün kahvaltımızı yapıp tarihi Ani Antik Kenti’ne doğru yola çıktık. İlk otostopumuzda şanslıydık ve bir polis, ardından da bir köylü amca yolun yarısına kadar bizi götürdü. Ani, Kars merkezinden yaklaşık 40 km uzaklıkta, çok da uğrak olmayan bir güzergahta bulunuyor. Bu sebeple, kalan yolumuzun 15 km’sini yürümek durumunda kaldık. Biz bunu biraz geç fark etmiş olsak da sırt çantanızın hafif olması ve güneşten korunmak için yanınızda şapka bulundurmanız sizin faydanıza olacaktır. Köpeklerin saldırısına uğrayana kadar yol üzerinde bir macera yaşamamıştık, yolculuğumuz daha keyifli hale gelmeye başlıyorduJ Son olarak bir seyyar satıcıya çektiğimiz otostop ile Ani’ye ulaştık. Ani, beklediğimizden çok daha muhteşem, Akhuryan nehrinin kenarında ve tam Ermenistan sınırda bulunan bir antik kent ancak, maalesef, yeterince sahiplenilmiyor olması üzücü. Kültürel mirasımızı korumak konusundaki bu özensizliğimiz yabancı turistlerin de gözünden kaçmamış olmalı ki yorumları bu yöndeydi onların da. Ayrıca, ziyaretçilerin tamamen yabancı turistlerden oluşması, bizim insanımızın yeterince ilgi göstermiyor olması da yapmak istediğim bir özeleştiri. Yaklaşık 2 saatte gezmeyi tamamladığımız Ani’den dönerken yine zorlu bir otostop yolculuğu yaparak, 4 otostop ile Kars merkeze tekrar dönüş yaptık. Yemediğimiz diğer yöresel yemeklerden erişte çorbası, revan köfte ve meclis yemeğini yeme fırsatı bulduk. Meclis yemeği, düğün, cenaze ve sünnet gibi kalabalık törenlerde yapılması sebebi ile bu ismi alıyor. Ve tabii meşhur Kars kaşarını ve bal’ını tatmadan dönmek olmazdı. Kars gezimizi burada tamamlayıp, Iğdır’a doğru yola çıktık.

IMG_2724

IĞDIR

Iğdır’a akşam saatlerinde gelişimiz ve Iğdır’daki kötü hava koşulları sebebiyle ilk akşamımızı kalacak yer bulmakla geçirdik. Yine öğretmen evi kurtarıcımız oldu burada daJ Iğdır’ın da çok küçük bir şehir olması sebebiyle geziyi tamamlamak kısa sürdü. Kahvaltımızı Iğdır’da, Rizeli bir börekçide yaparken, mekan sahibi ile sohbet ettik. Gezerken en önem verdiğimiz şeylerden biri de yeni insanlar tanımak, yeni hikayeler dinlemekti. Hikayelerin gücüne inanıyorum ve dinlediğimiz her hikayenin bizim hayatımıza bir değer katacağını düşünüyorum. Rizeli abimizle yaptığımız keyifli sohbetin ve kahvaltının ardından zaman kaybetmeden, Iğdır’da otostop çektiğimiz bir tır ile Doğu Bayazıt’a doğru yola çıktık. Iğdır’dan ayrılmadan önce Iğdır ile ilgili eğlenceli bir dipnot düşmek istiyorum. Bindiğimiz tır şoförünün söylediğine göre, Iğdır’daki tır sayısı, Iğdır nüfusundan daha fazlaymışJ

IMG_2711

DOĞU BAYAZIT-AĞRI

Doğu Bayazıt, Ağrı’ya bağlı olmasına rağmen Iğdır’a da oldukça yakın bir yer. Yolculuk sırasında Ağrı Dağı tüm iştihamıyla eşlik ediyor bize. Doğu Bayazıt’a vardığımızda, protesto sebebi ile tüm mekanlar kapalıydı. Dolayısı ile aç kaldık buradaJ Çok zaman kaybetmemek adına direkt İshak Paşa Sarayı’na doğru yola düştük. Gözümüzde büyüyen tepeye kadar yine bir otostop ile ulaştık. Mekanların kapalı olması sebebiyle ne kadar az yorulursak o kadar az acıkacağımızdan, böylesi bizim için güzel olduJ İshak Paşa Sarayı, Doğu Bayazıt’ı tepeden gören muhteşem bir mimariye sahip. Ani’nin aksine, burası oldukça bakımlı ve turistik bir tesis haline getirilmiş durumda. Buradaki gezimizi tamamlayıp ilçeye tekrar bir otostop ile indiğimizde, hem saatin ilerlemiş olması hem de açlık durumumuzdan dolayı, görmeyi istediğimiz Meteor Çukuru’na gitmekten vazgeçip, Van’a doğru yola çıkmaya karar verdik. Vaktiniz olursa siz gidersiniz belki.

IMG_2766

Burada da otostopla Van’a doğru gittiğimizi düşünürken, yaklaşık 30 km’lik bir yolculuk sonrası jandarma çevirmesine takıldık ve Van’a gidiş yolunun kapatıldığını öğrendik. Güzergahta yaşanan bir terör saldırısı sebebiyle çatışma olduğunu ve o gün Van’a o yol üzerinden gidemeyeceğimizi öğrendiğimizde boşa harcadığımız bu yolculuğa biraz üzüldük tabii. Bu sırada biz hala açızJ Yolculuğumuzun yorucu olacağını öngördüğümüzden, yola ilk çıktığımız andan itibaren sağlıklı ve düzenli beslenme kararı almıştık. İyi de yapmışız ki bu sebepten çantamızda sürekli meyve bulunduruyorduk. Yoldaki en büyük yardımcımız oldu. Geldiğimiz yolu tekrar dönüp Doğu Bayazıt’a geldik ve planlamadığımız bir güzergaha girerek başka bir otostop ile Ağrı’ya doğru yola çıktık. Dediğim gibi, Ağrı planladığımız bir yer olmadığından orada konaklamadan Van’a geçmeye karar verdik. Saatin oldukça ilerlemesi, burada otostop yapmamızı engelledi tabii.

IMG_2756

VAN

Ağrı’dan minibüs ile Van/Erciş’e geldik ve arkadaşımız Sinan’ın misafiri olarak geceyi Erciş’te geçirdik. Van’a indiğimizde ilk işimiz yemek yemek oldu haliyleJ Van Gölü, Van Denizi demek daha uygun olur sanırım ki bölge insanları böyle diyorlar, kıyısında oturup dinlenebileceğiniz birçok mekan bulmak mümkün. Biz de onlardan birinde yoğun geçen günün yorgunluğunu attık. Sabah uyanınca da hepinizin de tahmin edebileceği üzere meşhur Van kahvaltısını denemek adına yola çıktık. Anlatıldığı kadar da var tabii! Muhteşem bir kahvaltı yaptıktan sonra Van maceramızı da burada tamamlayıp yolumuza devam etmek üzere otostop çekmek için yola koyulduk. Sonraki durağımız Bitlis.

IMG_2775

BİTLİS

Van’dan çıktığımız otostop ile yolun bir kısmını geldik ve indiğimiz yerde yine hazırlıksız yakalandık, yağmur biraz ıslattı biziJ Yolculuğumuzun en unutulmaz otostopunu da bu noktada çektik tabii. Bindiğimiz bir araçta 3 genç arkadaş ile tanışma fırsatımız oldu. Bölgede yaşayan insanların yaşadığı sorunları, olayları konuşma fırsatı bulduğumuz arkadaşlardan biri 4 yıl dağda yaşamış, inandığı bir dava uğruna 4 yıl emek vermiş ve niyahetinde de tekrar evine dönüş biriydi. Anlatılanlar, bize gösterdikleri saygı ve hoşgörü, bizi mahcup etti. Az önce bahsettiğim gibi, hikayelerin gücü bir kez daha etkiledi bizi. Uzun uzun tartışıp konuştuğumuz yolculuğumuzun sonrasında Bitlis’in Tatvan ilçesine vardık. Yolculuk boyunca her şehrin yöresel lezzetlerini yeme konusundaki kararlılığımızı burada da sürdürdük tabii: Tandır Kebabı! Pahalı olmamakla birlikte, etin lezzeti, bölge sebebiyle, harikaydı. Belki biraz abartıp 1,5 porsiyon da yiyebilirsinizJ Tatvan’ın da Van Gölü’ne kıyısı bulunuyor. Zaten buraya geliş amaçlarımızdan biri de, feribot ile Akdamar Adası’na geçmekti ancak feribot saatini kaçırdığımızdan, bu planımızdan da vazgeçmek durumunda kaldık. Gidecek olursanız, burada bir gece kalıp, Van Gölü’ndeki Akdamar Adası’na da uğrayabilirsiniz, ki bizim için pişmanlık oldu gitmemek. Burayı da tamamladıktan sonra yeni durağımız Diyarbakır!

IMG_2790

DİYARBAKIR

Tatvan’dan ayrılış saatimiz akşam olduğundan, bu yolculuğu otostop ile yapmamak daha sağlıklı bir karardı. Otobüs bileti aldık ve 2 saatten fazla rötar ile sonunda hayatımızın en ilginç otobüs yolculuğuna çıktık Diyarbakır’a doğru. En ilginç diyorum, çünkü dolmuş gibi çalışan otobüs her yerde mola veriyor, mola yerlerinde çiğköfte satıcıları otobüse girip satış yapıyor, bunun ötesinde tüm yolcular yiyor ve içerideki koku dayanılmaz bir hal alıyor. İlginç demişken, 44 kişilik otobüste 49 kişi seyahat ettiğimizi de belirtmem gerekiyor sanırımJ Neyse ki sonunda Diyarbakır’a ayak bastığımızda gece yarısını bulmuştu saat. Burada da bizi karşılayan arkadaşımız Umut, gece yarısı ritüeli olan ciğer şişi yedirdi bize. Burada da konaklamak için tercihimiz öğretmen evi oldu. Sabah kalkıp tarihi Surlar’a doğru yola çıktık. Suriçi olarak adlandırılan, Diyarbakır’ın eski yerleşim yerlerini büyük keyifle gezdik. Tarihi hanlar, ibadethaneler, çarşılarıyla Diyarbakır sokaklarında gezerken tarihin üzerinde gezindiğinizi hissediyorsunuz. Suriçi’ni gezdikten sonra Kırklar Dağı’nın eteğinde, Dicle Köprüsü olarak da bilinen On Gözlü Köprü’ye geçtik. Köprü çevresinde kafeteryalar da Dicle Nehri kıyısında dinlenmek için uygun mekanlar. Ayrıca, M. Kemal ATATÜRK’ün Çanakkale Savaşından sonra 1916 yılı Şubat ayı sonlarında 16. Kolordu Komutanı olarak Doğu, cephesinde görevlendirilip, 14 Mart 1916 günü Kolordu Karargahı olan Diyarbakır’a gelmesi sırasında bu köşk kendisine tahsis edilmiştir. Asıl adı Seman Köşkü olan köşk, bu sebebple Gazi Köşk’ü olarak biliniyor. Ayrıca Ziya GÖKALP’in de evi, müzeye dönüştürülerek ziyarete açılmış Diyarbakır’da. Edebiyata ilgisi olan herkesin duygulanabileceği bir müze burası. Gezimizi bitirdikten sonra Diyarbakır’ın da en lezzetli yemeklerinden, Kaburga’yı meşhur kaburgacı Selim Amca’dan yemeden dönemezdik. Diyarbakır’a uğrarsanız, Selim Amca’da bu lezzeti denemeden dönmemenizi şiddetle tavsiye ederim. Mumbar dolma, haşlama içli köfte de yine aynı yerde deneyebileceğiniz lezzetlerden. Ardından da yine Diyarbakır’ın kendine özgü Burma kadayıfını da yemelisiniz. Biz hepsini yedik, pişman değiliz. Diyarbakır maceramızı da burada tamamlayıp, Mardin’e doğru yola çıktık.

IMG_2808

MARDİN

Doğu ve Güneydoğu’da tek bir şehire gitme seçeneğiniz olacaksa, o şehir kesinlikle Mardin olmalı diyebilirim. Diğer şehirlerin aksine, Mardin’e daha fazla zaman ayırdık. Eski Mardin olarak geçen tarihi bölge, yeni şehrin biraz daha tepelerinde bulunuyor. Mardin Kalesi’nin eteğine kurulmuş olan şehir, tamamen tarihi yapılardan oluşuyor. Dar sokakları ve taş evleriyle Mardin, canlı bir müze. Kaldığımız hostel de yine bu eski evlerden biriydi. Hem ucuz hem de otantik hosteller konaklama için kullanılabilir. Tercihinize göre lüks oteller de var tabii.

IMG_2914

Eski şehir merkezini yürüyerek gezmek keyifli ancak Mardin’in tüm güzelliklerini görmek adına, şehir turlarından birine katılmanızı öneririz. Onlarca camii, medrese, kale ve manastırın bulunduğu şehirdeki tüm yapıları ziyaret etmek, aracınız yoksa, çok zor. Şehir turları bu açıdan hem mantıklı hem de ucuz. Sabah 7’de başlayan turlar akşama kadar devam ediyor ve şehrin farklı uçlarında bulunan tüm tarihi yerleri gezme fırsatı sunuyor. Bu turlar Mardin’in biraz dışına çıkıp Hasankeyf’e de uğrayabiliyorlar.

IMG_2885

Öğle yemeğinde Mardin’in yöresel yemeklerini de sunan turların fiyatları da 70-90 TL arasında değişiyor. Mardin’de de et yemekleri meşhur tabii. Tur boyunca tattığımız en lezzetli yayık ayranı da yine Mardin’de içtik sanırım. Akşamları çok otantik olan kafelerde nargile ve Mihrimah Sultan kahvesi denen özel bir kahveyi de içebilirsiniz.

IMG_2813

Turlara katılırsanız muhtemelen rotanızda olacaktır ama olur da gitmiyorlarsa, Beyaz Su denen soğuk su kaynağına da uğramadan dönmemenizi tavsiye ederim. Şehirde Sabancı Ailesi tarafından yaptırılmış büyük bir müze de bulunuyor.

 

IMG_2881

ŞANLIURFA

Mardin’den Şanlıurfa’ya geçerken tüm seyahatimizin en korku dolu yolculuğunu yaptık sanırım. (: Yola çıkıp otostop çekmeye karar verdik derken, hemen arkamızda bulunan bir benzin istasyonunda çıkan tır durdu ve şoför Şanlıurfa’dan geçeceğini söyledi. Bu otostop seyahatimizin en kolay otostopu olma özelliğini de taşıyor ayrıca.(: Yola çıkıp şoförle sohbete etmeye başlayınca, daha doğrusu şoför kendini anlatmaya başlayınca, aşırı alkollü olduğunu fark ettik. Söylediğine göre, Işid’in Irak’ta esir tuttuğu şoförlerden birisiymiş kendisi. Bu kadar kendinden geçmiş olmasaydı söyledikleri belki daha inandırıcı gelebilirdi. Birinci şişesini bitirdiği votka’nın ardından ikinci şişeyi açtı ve, abartısız, 35cl’lik votka’yı 10 dakikada bitirdi! Kollarındaki şırınga izlerini gösterirken bir yandan da marifet(!) lerini anlatmaya devam etti. Öyle bir sarhoş olmak ki, elinden düşürdüğü telefonun farkında olmayıp, telefonla konuşmaya devam etmesi, bizi korkutmaya fazlasıyla yeter bir sebep oldu. Korktuk tabii. İçerisinde bulunduğumuz tır şoförü aşırı sarhoş, hastanın teki, ve tır yolda bir sağa bir sola kayarak gidiyor. Yanımızdan geçen araçlar kaza riskinden dolayı korna çalıyor, dönüp bakıyorlar ve tır oldukça hızlı gidiyor. Böyle bir durumda, böyle bir insana korktuğunuzu belli etmek, ona sarhoş olduğunu söylemek ve bu sebeple inmek istemek tahmin edebileceğiniz gibi bazı olumsuz sonuçlar doğurabilirdi. Bir süre en uygun anı beklemek adına devam ettik yolculuğa. Bu sırada bankete düşmek üzereyken direksiyona kendi elimle müdahele etmeseydim şu an bu yazıyı yazamıyor olabilirdim sanırım. Neyse ki bir ilçeye ulaştığımızda gideceğimiz yerin orası olduğunu söyleyerek inmek istedik. Şoförün tepkisizliği hala sinir bozucu tabi. Durdu, ve tırdan aşağıda ayakkabılarımızı dahi giymeden, elimize alarak, atladık!(: Bu sebepten ayaklarımızda oluşan yaraların bir süre acısını da çektik haliyle. İndiğimiz yer hakında en ufak fikrimiz olmadığından yola devam ettik. Bird aha tırlara otostop çekmeme kararı almışken, bir sonraki tır’a binmiş bulunduk. Neyse ki bu yolvuluk önceki gibi tehlikeli değildi. Yolun hatırı sayılır kısmını da bu şekilde gittikten sonra, Hacettepe mezunu bir bankacı abimiz olan Haydar Abi’nin aracı ile Şanlıurfa’ya kadar geldik. Yorucu ve maceralı geçen yolculuğun üstüne sonunda Şanlıurfa’daydık.

IMG_2920

Öncelikle Balıklıgöl, Şanlıurfa’da gideceğiniz ilk yerdir. Peygamberler şehri olarak bilinen Şanlıurfa’nın çok eski bir tarihi vardır. Hatta dünyada henüz yerleşik hayata geçilmemişken yapıldığı bilinen ilk tapınağın bulunduğu Göbeklitepe de buradadır. Bizim Göbeklitepe’ye gitme fırsatımız olamadı, yolunuz düşerse siz mutlaka gidin. Balıklıgöl’ü gezip, Şanlıurfa kalesine tırmandığımızda akşam olmak üzereydi. Yorulmuştuk ve evinde kalmayı planladığımız arkadaşım Ahmet’in de gece yarısı eve gelecek olması, biraz daha oyalanmamızı gerektirdi. Biz de bu sırada seyahatimiz boyunca yapmayı hiç planlamadığımız bir şey yapmaya karar verip sinemaya gittik(:

IMG_2938

Ertesi gün erkenden meşhur Harran’a doğru yola çıktık. Oldukça eski bir tarihi olan Harran küçük bir köy olması sebebi ile bir turizm merkezine dönüşmemiş henüz, tabii bud daha ilgi çekici kılıyor orayı. Hala eski yapısını koruyan evler, develer, bilinen ilk İslam Üniversitesi, kale ve daha birçok eski yapı bulunuyor. Köyü gezerken pek fazla insane rastlamamış olmamız, daha gizemli kılıyor Harran’ı. Harran’a şehir merkezinden servisler hareket ediyor. Belirttiğim gibi küçük bir yer olması sebebi ile gezmek de kısa sürüyor.

Tekrar şehir merkezine dönüp meşhur Şanlıurfa ciğerini yemeniz gerekiyor. Yemek kültürü bakımından da oldukça zengin bir şehirdir Şanlıurfa. İster otantik mekanlarda ister lüks lokantalarda deneyebilirsiniz yemekleri. Tercihimiz otantik yerler oldu daha çok. Şehir merkezini de bir süre gezdikten sonra, Şanlıurfa’nın ilçelerinden olan Halfeti’ye doğru yola çıktık. Konumu sebebi ile otostop fırsatımız pek olmadığından, Halfeti’ye minibüs ile geçtik. Bu bölgeyi gezmeye gelirseniz, Halfeti’nin de mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisi olduğunu unutmayın. Fırat nehri kıyılarında kurulmuş olan Halfeti, baraj yapımı sebebi ile sular altında kalmış bir ilçe. Evler, araziler sular altında kalınca, biraz daha yüksek bir bölgeye taşınmış yerleşim yeri. Sular altında kalan köyler de turizm bölgesi haline gelmiş. Tekne turları ile sular altında kalmış evlerin üzerinde gezinebiliyorsunuz. İlgi çekici olduğu kadar, bana göre, ürpertici bir manzarası var bu yolculuğun. Üzerinde gezindiğiniz evlerle birlikte, hikayelerin de sular altında kaldığını bilmek ve bir yıkım olmadan sadece su altında o evleri görmek bana ürpertici gelmiştir hep. Halfeti ve tarihi Rumkale ziyaretimizin ardından Şanlıurfa’nın diğer bir ilçesi olan Birecik’e geçtik.

IMG_2960

Birecik de Fırat nehri kıyısında kurulmuş bir ilçe. Halfet’ye göre daha büyük bir yer, çünkü Birecik aynı zamanda Şanlıurfa’yı Gaziantep’e bağlayan tarihi İpek Yol’u üzerinde bulunmaktadır. Önemli bir ticaret yolu olan İpek Yol’u ilçenin büyümesinde önemli bir etken. Birecik denince akla ilk gelen şeylerden biri nesli tükenmekte olan ve koruma altına alınmış olan Kelaynak kuşlarıdır. Akla gelen diğer önemli şey de patlıcandır. Patlıcan Kebabı’nın anavatanı diyebiliriz. Yolunuz düşerse, patlıcanın çıktığı dönemde, hayatınızın en iyi patlıcan kebabını yiyebilirsiniz. Patlıcanın çıktığı döneme denk gelmezseniz yemeyin. Zira Birecik’teki lokantalar size patlıcan kebabını satmayacaktır muhtemelen. Ellerinde iyi patlıcan yoksa, hiç satmamayı tercih ediyorlar. Bizim gittiğimiz zamanın patlıcan zamanı olmaması sebebi ile bize yedirmediler. Haşhaş kebabı denen kıyma ile yapılan kebap da denemeye fazlasıyla değer bir tat burada. Bunun dışında yapılacak pek de bir şey yoktur Birecik’te. Biz de zaman kaybetmeden, akşam üzeri Gaziantep’e, yolculuğumuzun son durağına, evime, doğru yola çıktık.

 

IMG_2943

GAZİANTEP

Aklınıza ilk gelen şeyin yemek ve baklava olduğunu biliyorum. Bizim de öyle. Ki Birecikte yemek yemiş olmamıza rağmen, Gaziantep’te bizim eve geldiğimizde annemin yaptığı yemekleri reddetmeye içimiz el vermedi. Yola çıkarken de planımız buydu açıkçası. Doğu ve Güneydoğu’da yorulur, Gaziantep’te de yemek yeriz… Öyle de yaptık. Gaziantep’te en çok yaptığımız şey yemek yemek oldu. Gaziantep, çoğu insanın ön yargılarının aksine, büyük, modern bir şehirdir. Oldukça büyük bir sanayisi, 2 milyonu aşkın nüfusu vardır. Çok köklü bir tarihi ve bugüne kadar korunmuş çok sayıda tarihi yapı ve eser bulunmaktadır. Gezilecek yerlerin başında tarihi çarşıları olan elmacı pazarı, bakırcılar çarşısı, zincirli bedesten gibi eski çarşılar, tarihi Tahmis Kahvesi, Atatürk’ün kütüğünün bulunduğu Bey Mahallesi, tarihi Gaziantep Kalesi, hanlar, Türkiye’nin en büyük hayvanat bahçesi, müzeleri ve daha birçok yer bulunmakta. Tüm bunların yanında da tabii ki yemek kültürü sizi biraz gezdirecektir. Katmerinden kebabına, lahmacundan baklavaya, dolmasından yuvarlamasına yüzlerce çeşit yemek bulunuyor. Gaziantep yemek kültürünün en önemli unsuru da patlıcandır. Sayısı net bilinmemekle beraber, 50’den fazla patlıcan yemeği bulunmakta(: Popüleritesi yüksek mekanlar olduğu gibi salaş mekanlar da oldukça fazla ve benim tavsiyem de popüler olanlardan ziyade salaş yerlerde yemek yemeyi tercih etmeniz. Gaziantep’te yemek yemeden önce, bir Gaziantepliye danışmanızı tavsiye ediyorum. Ve böyle bir tur planınız varsa, Gaziantep’e kesinlikle en az 2 gün ayırın. Kısa sürede ayrılmanız pek kolay olmayacaktır buradan. Ben de ayrılmadım zaten. Anıl’ı 3 günlük Gaziantep turu sonrası yolculadıktan sonra ben evimde bir süre daha kaldım. Yaklaşık 14 gün süren Ankara’dan başlayıp, Doğu ve Güneydoğu’nun büyük bir kısmını gezdiğimiz turumuz bu noktada son buldu.

xxx

Daha önce benzer bir deneyimi hiç yaşamamış olduğum için üzüldüm. Gezmek özgürleştiriyor, ufkunuzu açıyor, düşünce yapınızı şekllendiriyor. Karşılaştığınız insanların hikayelerinden çok şey öğreniyorsunuz. Yaşadığınız tecrübe, tehlikeli de olsa, geriye dönüp baktığınızda hala heyecan verici oluyor. İlk adımı attıktan sonra bu istek bir daha bitmiyor. Kendi ülkemizi aslında tam olarak tanımadığımızı fark ediyoruz. Bu sebeple bir sonraki gezimizi de hiç gitmediğimiz Karadeniz’de yapmayı planlıyoruz. Oradaki deneyimlerimizi de paylaşıyor olacağım.

Korkmanızı gerektiren hiçbir şey yok emin olun. Alın çantanızı ve çıkın yola. Rotanızı yolda çizersiniz. Gittiğimiz çoğu yer planladığımızın dışında gelişti. Böylesi daha zevkli de oldu açıkçası. Daha çok gezebilmeyi kendi adıma diliyorum. Sizin için de ön yargılarınızı kırmaya yardımcı olabilecek, en azından bir fikir sahibi olmanızı sağlayacak bir yazı olduğunu umuyorum.

Yolunuz açık olsun.

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i FacebookInstagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

Halil İbrahim Yavuz | ODTÜ Ekonomi

“Pusula” kategorisinde benzer yazılar:

Klasik bir yanılgıdır Ankara’da yapılacak bir şey olmaması. Kimisi deniz yok der, kimisi memur kenti der, ama Ankara’nın olanakları bizlere fazlasıyla yeter! Bu güzelim şehre ilk defa uğrayanlara gezilebilecek 10 tane güzel yer önermek… devamı için tıklayınız.

Yorum Yazın