Makedonya klasik bir Balkan ülkesi. 542 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu himayesinde olan bu ülkenin her köşesinde Türk kültürüne rastlamak mümkün. Başkent olan Üsküp’ü Vardar Nehri ikiye bölüyor. Nehrin bir yakasında Müslümanlar, diğer yakasında ise Hrıstiyanlar yaşıyor. Müslümanların bulunduğu yakada kendinizi ülkenizde gibi hissedersiniz. Çünkü Türkçe konuşan bir çok kişiye, yazılara, Safranbolu evleri tarzındaki evlere veya camilere rastlayabilirsiniz. Ülkenin resmi dili Makedonca olmasına rağmen bölge bölge Türkçe ve Arnavutça konuşuluyor.


Ben Makedonya’ya 2 sene önce halk dansları festivali kapsamında gittim. Diğer Avrupa ülkelerini de gezeceğimiz için otobüs ile yaklaşık 10 saatte Üsküp’e vardık. Ancak hava yolu ile de yaklaşık 1.30 saatte İstanbul’dan Makedonya’ya ulaşabilirsiniz.
İlk önce Üsküp’den bahsedecek olursak, bu şehir konumu ile balkanların tam ortasında sayılır. Bu merkezi özelliği dolayısıyla tarihi mirası bol olan bir şehirdir. Müslüman olan yakada en çok göreceğiniz şeyler taş sokaklar, hanlar, hamamlar, camiler, köfteciler, kahvehaneler… gerçekten Anadolu’ya çok benziyor. Diğer yakada ise şık kafeler, restorantlar, mağazalar görmek mümkün. Biz ilk olarak Makedonya meydanına gittik. Her tarafta heykeller bulunan –en güzeli ve ihtişamlısı Büyük İskender heykeliydi- kocaman bir meydan. Büyük İskender heykeli yaklaşık 15 metre ve harika bir işçilikle yapılmış. Meydan bizim gittiğimiz tarihte çok kalabalıktı ama tahmin ediyorum ki orası her zaman kalabalıktır. Herkesin gidip görmesi gereken bir yer. Köprüleriyle, heykelleriyle, sağda solda şarkı söyleyip eğlenen gençleriyle ve ucuz mu ucuz mağazalarıyla muhteşem bir yer. Orada saatlerimi geçirdim ve bıraksalar daha da dururdum. Gezmeye doyamıyorsunuz yani.

makedonya3

Meydandan ayrılıp Mustafa Paşa camisine gittik. 1492 yılında Sultan Selim’in veziri Mustafa Paşa tarafından yapılan bu cami ülkede bulunan en güzel islami yapılardan biri. Büyük, güzel, sade ve etkileyici. Ayrıca girişi de ücretsiz.
Şehirde bir çok müze var ve bunlardan bazılarını gezdikten sonra köfteleriyle meşhur olan bir lokantaya girdik ve lezzeti harika olan köftelerden yedik. Tekrar ediyorum bu şehirde her şey çok ucuz!
Vaktimiz az olduğundan o gece Üsküp’den ayrılıp kalacağımız yere yani Ohri’ye gittik. Ohri şehri ülkenin büyük kentlerinden birisi. Güneybatıda bulunuyor ve Ohri Gölü’nün kenarına kurulmuş olan tam bir turizm kenti. Unesco tarafından kent ve göl ayrı ayrı dünya mirasları listesine eklenmişlerdir. Taş sokaklarıyla, eski evleriyle, mağazalarıyla, kafeleriyle, dondurmacılarıyla ve en önemlisi tertemiz bir suya sahip olan gölüyle hayatım boyunca gördüğüm en şirin şehir. Göle yakın bir yerde küçük bir otele yerleştik. Tam olarak bir fiyat söyleyemesem de tahmin edildiği gibi çok pahalı değildi. Geceyi dışarıda geçirdik, yaz ayı olduğu için dünyanın dört bir yanından turistler gelmişti ve dolayısıyla şehirde hayat durmuyor. Eski bir bar masasından yapılmış olan bir araç kiralayıp onunla gece boyunca sahili gezdik ve ardından gölün kenarına oturup harika vakit geçirdik.

makedoya2

Bu arada göl hakkında kısaca bilgi verecek olursam gölün altı ağaçlarla kaplı. Suyu soğuk ama çok berrak. Çevresinde 3 farklı şehir kurulmuş. Ekosisteminde sadece o yöreye özgü 200den fazla tür var. Kesinlikle gidilip görülmesi gereken bir yer.
İkinci günümüzü şehri gezerek değerlendirdik. 10 tane camisi ve 40 tane kilisesi olan bu şehre tam bir hoşgörü hakim. Her dinden, milletten insan bir arada olmasına rağmen hiç huzursuzluk çıkmıyor. Yemeklerimizi yedik ve biraz alışveriş yaptık. Turizm kenti olmasından dolayı caddelerinde sağlı sollu satıcılar görmek mümkün ve hepsi bir rekabet içindeler. Aradığınız her şeyi bulabileceğiniz bir de güzel şehir pazarı var, oldukça kalabalık.
Ohri’de son olarak şehrin biraz dışına çıkıp gölün en güzel yerini görmeye gittik. Burası cidden tüm gezi boyunca gördüğüm en güzel yerdi. Gondollara binip gölün bir kesiminde gezmeye başladık. Bu kesim ormanın tam içinde bulunuyordu. Su cam gibiydi, içindeki her şeyi çok net görebiliyordunuz. Şehirden biraz uzak olduğu için orada en ufacık bir ses dahi yoktu (ve tabi ki ulaşımı otobüsle yarım saatte sağlamıştık). Yeşil ile mavinin birleştiği, huzurun doruk noktasına ulaştığım bir yerdi. Kesinlikle görülmeli!
Festival ile geçen birkaç günden sonra, Türkiye’ye dönmeden önce bir de Atatürk’ün okuduğu okul olan Manastır Askeri İdadisi’ni ziyaret ettik. Bu okul günümüzde müze olarak kullanılıyor. Binanın bir katında Atatürk için ayrılmış bir bölüm var. Tarihi açıdan önemi olan, çok güzel korunmuş bir yapıydı.
Makedonya hakkında söyleyebileceğim son şey gerçekten gezilecek, görülecek çok fazla yeri var. Damak tatları bize çok uygun ve cidden kendinizi evinizde gibi hissediyorsunuz. Çok ucuz olması da ayrıca çok iyi. Bence herkes bir gün gidip bu güzel yeri görmeli 🙂

Yaren Uçar | ODTÜ İşletme

”Pusula” kategorisinden benzer yazılar:

Bir Dünya Şehri: Berlin

Almanya deyince akla ilk gelen şehir olan Berlin tarih, sanat, eğlence keşfedilmek için bekleyen sokaklar ve müzelerle karşınızda olacaktır. Bonus olarak başarılı metro sisteminden kaynaklı ulaşım kolaylığını ve gece hayatının inanılmaz eğlenceli oluşunu … devamı için tıklayın.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın