THEATRON UNESCO tarafından kurulan Uluslararası Tiyatro Birliği(International Theatre Institude) 1961 yılında 27 Mart’ı Dünya Tiyatro Günü ilan etmiştir. Bu gün dünya çapında tiyatro grupları ve ITI merkezlerinde kutlanmaktadır. Bu kutlamaların ve bugünün asıl amacıysa; dünyada kültür-bilgi alışverişini arttırmak, sanatsal yaratıcılığı geliştirmek, sahne sanatlarının insanları birleştirici gücünü kutlamak, sanatçı ile seyircinin daha iyi bir iletişim kurmasını sağlamak, insanlar arasındaki anlayış ve barışı arttırmak için bir fırsat olarak görülmektedir. Bale, opera, müzikal, trajedi, pandonim, drama gibi birçok dalı barındıran bu tiyatro nedir peki?

İnsanı insana anlatmak mı, eseri izleyiciye aktarmak mıdır tiyatro? Belki her ikisi, ya da hiçbiri. Sahnesiyle, dekoruyla, kostümüyle, ışığı, efekti, oyuncusu, sahnedeki tozuyla bir bütündür belki de. Oyuncu için büründüğü karakteri yaşamak, yaşatmak; izleyici içinse insanı insandan anlamak belki.

İsterseniz tiyatronun tarihine kısaca birlikte bakalım. Atina ‘da tanrılar adına üst düzeydeki insanlara hitap eden M.Ö 534 yılında bir etkinlik olarak başlatılan tiyatro geleneği, insanların yaşadığı değişimle birlikte farklı evreler geçirmiştir. Peki bugün tiyatronun simgesi olan gülen ve ağlayan yüz maskelerinin nereden geldiğini hiç düşündünüz mü? Bugünki oyunculuk geleneğinin olmadığı o dönemlerde, oyunu sahneleyen kişiler yüz ve mimiklerini zaman zaman yüzlerine taktıkları bu maskelerle sergilerdi.

Ortaçağda ise Hristiyanlık geleneğinin dağıldığı dönemde tiyatro kendini tekrar var etmiştir. Onun yazı ögesi kilise tarafından verilir, belirlenen kurallara bağlı kalınır, ses ve sahne etkileri de göze alınarak düzenlenirdi. Ayrıca bu dönemde soytarıların, hokkabazların yaptıkları gösteriler ve grup halinde saray ve halk içinde yapılan gösteriler ilgi görmeye başladı. 10.yy’da yapılan diyalog ve oyunlar gerçek canlandırmaya dönüştü. 13.yy’da manastır dışına yayıldı. Düzenlenen dinsel oyunların yanında kısa kısa oyunlar da sergilenmeye başlandı. Mesela İtalya’da bir alana kurulan tahta platformlar üzerinde sergilenen tiyatro, İngiltere’de araba gibi çekilen paget adlı tekerlekli sahnelerde oynanıyordu. Fakat ortaçağ tiyatrosu kendisini geliştirememiş tür ayrımı, ahlaki ve dinsel konularda kendini yenileyememiştir. Bunun asıl nedeni ortaçağ tiyatrosunun yasaklanması olmuştur.

16.yy’da İtalyan Rönesans’ın etkisiyle tiyatro artık dinsel niteliğini kaybetmiş ve insanlar tarafından bir eğlence türü olarak dikkat çekmeye başlamıştır. Fletcher, Beaument, Morlovu, Shakespare’in oyunlarının sergilendiği bu dönemde William Shakespare oyunları öne çıkmıştır. Ve kadınların tiyatroda yer almamasını yazdığı rollerle komik ve ironik bir hale getirmişitr. Buradan da görebileceğimiz gibi toplumların, insanların yaşadıkları değişim ve problemler tiyatronun tarihsel gelişimine aynen yansımıştır. Kadınların tiyatroda çok sonra yer alması, dinsel ve ahlaki baskıların tiyatro işleyişini sınırlandırması; kralların, hükümdarların, hükümetlerin yaptığı baskılar tiyatroya konu olmuştur.

19.yy’da şiirdeki romantizm akımının etkisi tiyatroya da yansımış, ve aynı zamanda orta sınıfın yaşam konularının ve güncelliğin yerini tarihin almasına yol açmıştır. Fransa’da Alfred de Musset ve Victor Hugo’nun oyunları bu akımı yansıtıyordu. 19.yy’ın sonlarında Çehov, Ibsen, Stringberg’in eserleriyle tiyatro tekrar doğallığına kavuştu. Fakat günümüz tiyatro anlayışının temellerini kuşkusuz Rusya’da  Çehov’un oyunlarının sergilenmesiyle ünlenen tiyatronun kurucusu Konstantin Stanislovski atmıştır. Konstantin’e göre oyuncu kendini canlandırdığı karakterin yerine koymalı, seyirci ve sahnedekilere yaşadığı duyguları aktarabilmelidir. Bu sayede tiyatro sanatı disiplin kazanmış ve kusursuzlaşmıştır. Fakat günümüzde tiyatro ve sinema sık sık karşılaştırılmaktadır. Bu iki farklı sanat dalı elbette kıyaslanamaz farklılıklar barındırır. Tiyatroyu sinemadan ayıran en önemli özellik ise olayı seyirciyle birlikte yaşaması, hatta seyirciyi de olayın bir parçası yapmasıdır. Aşkların, ihtirasların, kıskançlıkların, umutların, umutsuzlukların, acının aynı sahneyi paylaştığı bu oyunlar insanların kendisi buldukları hatta kendilerine baktıkları bir aynadır da. Toplumun olmadığı yerde sanatın olmayacağı gibi sanatsız bir toplum da düşünülemez. ”Sanatsız kalan bir miletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” Atatürk’ün söylemiş olduğu bu söz belki de sanata ve sanatçıya verilmesi gereken değeri en açık şekilde gösterir.

Tiyatronun geçirdiği bu süreci anlamak yine bu duyarlılığa dikkat çekmek ve kutlamak için dünyanın birçok yerinde oyunlar sergilenmektedir. ODTÜ’de de ODTÜ Sanat kapsamında 13 Mart – 12 Nisan 2015 tarihleri arasında ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde öğrencilere ve dışarıdan gelebilecek katılımcılara açık birçok tiyatro eseri sahnelenmek üzere siz seyircileri bekliyor. İyi seyirler.

 

Melisa Altuntaş | ODTÜ Jeoloji Mühendisliği

”Kültür&Sanat” kategorisinden benzer yazılar:

Hakkında Mutlaka Fikir Sahibi Olmanız Gereken Uluslararası 8 Film Festivali

Adını Fransa’nın bir sahil kenti olan Cannes’dan alan festival, Venedik Film Şenliğine rakip olarak, 1946 yılında düzenlenmeye başlanmıştır. Festivalde her yıl ortalama 20 film yarışmaktadır. Verilen ödüller Altın Palmiye, Büyük Jüri, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu … devamı için tıklayın.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın