Rusya denildiğinde çoğumuzun aklına gelen ilk şey Kızıl Meydanı ile Moskova olsa da St.Petersburg kesinlikle görülecek yerler listenizde yerini almalı. Kısaca bu şehri tanımak gerekirse; St.Petersburg eski adıyla Leningrad, Baltık Denizi kıyısında Neva Nehri üzerindeki 42 ada üzerine yayılmış bir şehir ve aynı zamanda Rus Çarlık’ının eski başkenti. Mimari yapısı göz önüne alındığında, klasik Rus mimarisi olan soğan biçimli kubbeye burada çok fazla rastlanmıyor. Rivayetlere göre bunun sebebi Rusya’nın Avrupa’ya açılan kapısı olma amacıyla kurulmuş bu şehrin kuruluşu esnasında Roma-Venedik sentezi olmasının amaçlanması.
St.Petersburg gezilecek yer anlamında çok zengin bir şehir ve bu yerlerin başında Nevsky Caddesi(Neva Bulvarı) yer alıyor. Yaklaşık 5 km uzunluğunda olan bu caddeden gezmeye başlayarak şehrin yaşantısını içinizde hissedebilirsiniz. Nevsky bir bakıma şehrin kalbinin attığı yer ayrıca da Dostoyevski’nin çoğu romanında adı sıklıkla geçiyor. Hatta Gogol’ün ”Neva Bulvarı”adlı bir öyküsü de bulunmakta. Nevsky Caddesinde dolaşırken yan tarafınızda nehirlerin arasından tüm ihtişamıyla bir yapı karşınıza çıkacak:Dökülen Kan Kilisesi. Hem dış hem iç mimarisiyle herkesi büyüleyen bir kilise olmasının yanında da St.Petersburg’da soğan biçimli kubbe görebildiğimiz sayılı yapılardan ki Moskova’daki St.Basil Katedrali örnek alınarak inşa edilmiş. Yapım amacı, 1881 yılında suikaste uğradığı yerde Çar 2. Alexander’ı anmak.

Caddenin sonlarına yaklaştığınızda sizi dünyanın en büyük meydanlarından biri olan Saray Meydanı karşılayacak. Meydanın tam ortasında 1834’ten beri sadece kendi ağırlığıyla orada duran 42,5 metre uzunluğunda Alexander Kolonu bulunuyor. Meydanın bir tarafında Hermitage Müzesi diğer tarafındaysa Zafer Takı yer alıyor. Hermitage Müzesinde 3 milyonun üzerinde eser sergilenmekte. Hermitage Müzesi; British Museum ve Louvre Müzesinden sonra gelen dünyanın en büyük müzesi. Hesaplamalara göre her esere 10 saniye bakarsanız müzeyi bitirmeniz 3 ayınızı alıyor ve aynı zamanda 25km yürümüş oluyorsunuz. Müze dünyanın en büyük resim koleksiyonuna sahip ve bu sayede Guinness Rekorlar Kitabı’nda yer alıyor. Saray Meydanı’ndan çıkıp çok kısa bir yürümeyle St.Isaac Katedrali’ne ulaşacaksınız. Burası hem mimari yapısıyla hem de şehre tepeden bakabilme imkanı sunması sebebiyle gezginler için önemli bir durak olmuştur. Katedralin kubbesi 100 kg saf altından yapılmış olduğundan kentin önemli simgelerinden biri.

Şehrin gezilebilecek diğer güzellikleri Nevsky Caddesi’ne biraz uzak kalıyor ve bu civarda yapabileceğiniz bir diğer güzel şey ise Neva Nehrindeki tekne turlarına katılmak. Şehrin eşsiz mimarisini, birbiri ardına devam eden kanallardan da gözlemleyebilirsiniz. Kanallarda düzenlenen turlar Venedik’teki gondol turlarını anımsattığı için ”Kuzeyin Venedik”i bu şehre yakıştırılan bir isim olmuştur.
St.Petersburg’da kesinlikle görülmesi gereken bir diğer yerse Büyük Katerina Sarayı. Şehir merkezinin yaklaşık 25km dışında yer alması sebebiyle ulaşım otobüsler ile sağlanıyor. Puşkin Kasabası’nda yer alan bu saray inanılmaz mimarisi ve gösterişiyle kesinlikle ziyaret edilmeli. 2.Dünya Savaşı sonunda neredeyse yerle bir edilmiş saray, uzun bir restorasyon sürecinden sonra müzeye dönüştürülerek şu anki halini almıştır.

Benim tavsiye edebileceğim son yer Petergof Sarayı olacak. Büyük Petro tarafından yaptırılan bu yazlık saray şehre yaklaşık olarak yarım saat uzaklıkta bulunuyor. Sürekli ziyaret edilen bu sarayın ünlü olmasının sebeplerinden bir tanesi de önünde bulunan geniş bahçesi. Yemyeşil bir alanda bulunan fıskiyeler, havuzlar ve heykeller görsel şölen sunacak şekilde yerleştirilmiş ve ziyaretçilerine inanılmaz güzellikler sunuyor. Bu mükemmel saray hakkında bilinmesi gereken bir diğer şey ise Unesco Dünya Kültür Mirası listesinde yer alıyor olması.

 

St.Petersburgla ilgili önerebileceğim son şey ise burayı ”Beyaz Geceler”de ziyaret etmeniz. Yaklaşık olarak haziran-temmuz aylarına denk gelen bu zaman diliminde, hava sadece gece 01:30-02:30 arasında çok az kararıyor. Bir çok yazara da ilham kaynağı olmuş beyaz geceleri siz de yaşamalı; Suç ve Ceza, Ezilenler ve Beyaz Geceler gibi birçok eserin geçtiği bu kenti kesinlikle kendi gözlerinizle görmelisiniz.

Ecem ÇALI | ODTÜ İşletme

”Pusula” kategorisinden benzer yazılar:

Londra’da Dil Eğitimi Ortalama Ne Kadara Mal Olur?

Günümüz dünyasında ‘İngilizce bilme’nin sağladığı avantajlar ve bilmemenin çıkardığı sorunlar bir nevi bu dünya dilini hepimiz için zorunlu kılıyor. Biz Türklerin ise genel sorunu İngilizce bilmek ama bildiği kadar konuşamamak. Bunun için en iyi yöntemlerden biri … devamı için tıklayın.

 

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

1 Yorum

Yorum Yazın