Erasmus staj hareketliliği mi yoksa öğrenim hareketliliği mi? Artılarıyla eksileriyle Almanya deneyimimi sizlerle paylaşmak istedim.

Staj hareketliliği çoğu öğrenci tarafından bilinmeyen veya bilinse de çok mantıklı gelmeyen bir seçenek olarak görünüyor . Fakat bence bir ODTÜ öğrencisi için kaçırılmayacak bir fırsat. Çünkü hem hibe ücreti alacaksınız hem de derslerinizle ilgisi olmadığı için burada saydırmanız gereken derslerle uğraşmayacaksınız . Bir nevi work and travel gibi düşünebiliriz. Ben bir önceki üniversitemde bu deneyimi edinme imkanı yakaladım. O yüzden anlatacaklarımın ODTÜ’lü olmadan önceki zamana bağlı olduğunu belirtmek isterim fakat işleyiş her üniversitede aynı. Bu programı çok önceden bilen ben, bunu hedef belleyerek başladım çalışmaya. Şansımda yaver gitmiş olacak ki can alıcı noktam olan ‘Nasıl staj bulacağım?’ sorusunun yanıtını hemencecik bulmuştum bile. Üstüne de başvurum kabul edilince böylece başladı benim Almanya serüvenim. Biraz teknik bilgilerle biraz da deneyimlerle işte başlıyoruz…

Başvurular bulunduğumuz sene içerisindeki yaz içinde gerçekleştirilir yani bir sene önceden değil. Öğrenci seçiminde İngilizce sınavı ve not ortalaması baz alınıyor aynı öğrenim hareketliliğinde olduğu gibi. Burada farklı ve aynı zamanda dezavantaj olan tek durum staj yapacağınız şirketi kendinizin bulması ve iletişimi kendinizin sağlaması. Bunu en başta ayarlamanız gerekiyor çünkü başvurunuzda şirkete dair bazı belgeler istenecektir. Ben Almanya Frankfurt’ta medikal ürünler üzerine üretim yapan bir şirketin pazarlama departmanında çalışma imkanı buldum. Bu şirketi ise orada yaşayan bir arkadaşım ayarladı ve aslında hiç zor olmadı çünkü aynı zamanda çok yakın aile dostumuz da. Benim için çok büyük bir şans oldu ama keşke Alman disiplini denen şey olmasaydı… Nasıl da heyecanlıydım, hayallerle gitmiştim her yeri gezeceğim diye ta ki Alman disiplini ile karşı karşıya kalına dek. Çok da kötü değildi çünkü planlama, araştırma ve sunum konusunda bana çok katkısı oldu ama diğer yandan, evet kötüydü çünkü gerçekten çok yoruluyordum ve bulunduğum 3 ay boyunca iş odaklı vakit geçirdim. Her şirket bu şekilde olacak değil tabii ki ama öğrenim hareketliliğiyle gelmeyi çok istemiştim… Diğer yandan aynı zamanda Almanya’ya geldiğim arkadaşım şirkete bile uğramamış 3 ayını tamamen gezerek geçirmişti yani burada da kaldık yine şans eseri.


Şu an tahminimce düşünüyorsunuz ki ‘Benim yurtdışı ile hiç bağlantım veya tanıdığım yok ben nasıl ayarlayabilirim stajımı?’ İşte tam bu noktada da tamamen staj hareketliliği için öğrencilere iş bulan şirketler devreye giriyor arkadaşlar. Bu tarz bağlantıları kuran şirketlere internette yapacağınız çok basit bir araştırmayla ulaşabilirsiniz.

Eğer bu yolu denemek istemezseniz, istediğiniz bir ülkedeki üniversitenin uluslararası ilişkiler bölümüyle iletişime geçerek onlarında yardımını alabiliyorsunuz. Hatta işi biraz daha kurnazlığa çevirmek isterseniz Türkiye’de staj hareketliliğine gitmiş öğrencilerin listelerini ve şirketlerine, her üniversitenin yayınladığı listelerden ulaşabilirsiniz . Buradan da şirketlerle iletişimi kendiniz sağlayabilirsiniz. Basit bir internet araştırması, şans kapınızı biraz daha aralamanıza yardımcı olabilir.

Tüm bu başvuru ve kabul süreçleri genelde kışın gerçekleştiği için önceden daha ucuza uçak bileti alabilme şansınız oluyor. Yurtdışında seyahat fiyatlarının genellikle özel günlere bağlı olarak artış gösterdiğiniz biliyoruz ama bunlar da genelde kış dönemine denk geldiği için yaz döneminde seyahat edecek arkadaşların faydalanabileceği bir fırsata dönüşüyor. Hal böyle olunca ben de Şubat ayında hemen tarihlerimi belirleyip biletlerimi almıştım . Haziran gidiş Eylül dönüş olacak şekilde net hatırlamasam da 200 Euro civarında gidiş-dönüş biletlerimi aldığımı söyleyebilirim.

Şimdiyse gelelim temel ihtiyaçların maddi boyutlarına. Ben 3 aylık bir süre için gittim ve hibe olarak aylık 350 Euro aldım . Bu tabii ki yetersiz kaldı. Çalıştığım şirkette stajyerlere herhangi bir ücret verilmiyordu ama buna rağmen son hafta laptopumun kırılması durumunda bana yenisini alma inceliğini göstermişlerdi.

Kalacak yer konusunda benim yine herhangi bir sıkıntım olmamıştı ve elimdeki para oraya da gitmemişti ama orada tanıştığım bir arkadaşım ailenin yanında bir oda kiraladığını ve 300-350 Euro arasında fiyatlarla kalacak yer bulunabildiğini söylemişti . Almanya’da aileler bu tarz fikirlere oldukça açıklar. Aynı zamanda oradaki üniversitelerin öğrenci sitelerinden kalacak yerler bulunabilir tabii ki .

Ulaşıma gelirsek bence en gereksiz ve en pahalı harcamalardandı. Ayrıca o kadar karmaşık tren sistemleri var ki kaybolmak bazen kaçınılmaz oluyor. Burada staj hareketliliği ve öğrenim hareketliliğindeki kişilere iki ayrı seçenek sunacağım. Öncelikle staj hareketliliğinde olan arkadaşlar için birincisi aylık kartlar almak ki bu seçenek bile çok fazla dallanıyor çünkü tek bir kartla bazen bir bazen birden fazla ulaşım aracına binebiliyorsunuz bu kartın fiyatı 80 Euro. İkinci seçenek ise her istasyonda bulunan otomatlardan gideceğiniz bölgeye göre tek bilet almak. Ben bu seçeneği kullanmıştım çünkü gezecek çok fazla zamanım olmuyordu, günde iki kez bilet almak daha makul geliyordu. Ama eğer ben durmam yerimde derseniz kesinlikle aylık kartları tavsiye ederim. Bu biletlerde her varış yerinin fiyatı farklı yani mesafeye ve bileti aldığınız saatin yoğunluğuna göre fiyatlar şekilleniyor benim günlük ortalama yol masrafım 8 Euro idi. Öğrenim hareketliliğiyle oraya gidecek arkadaşların karşılaşacağı durum kesinlikle daha avantajlı çünkü orada ayrı bir öğrenci kartları olacak ve oradaki öğrenci kimlikleri aynı zamanda ulaşım kartları olacak. Bunların adı sömestr kartları olarak geçiyor ve ücreti 220 Euro. Ayrıca tren tramvay ve otobüslerin hepsinde kullanabiliyorlar .

O biletleri aldığımdan itibaren geri sayımı başlattığım zamanı çok iyi anımsıyorum. İlk yurtdışı deneyimim olacaktı ve üstüne bir şirkette çalışacaktım, heyecanım ikiye katlanıyordu böylece. Sürekli internetten Frankfurt araştırmaları nereyi gezmeliyim neler varmış onu alayım bunu alayım diye hayaller ve planlarla aylarımı geçirdikten sonra nihayet gidiş vakti gelmişti. Münih aktarmalı gittiğim için kısa bir süre Münih’teki BMW binası ve müzesini görme imkanım olmuştu. Arabalara ilgisi olanların çok ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Fazla oyalanmadan, kalan yolculuğum arabayla devam etmişti. Yaklaşık 4 saat sonra Frankfurt’a varmıştım ve görür görmez şehrin tamamen bir işkolik şehir olduğunu anlayabilirsiniz. Finans ve fuarlar merkezi olan Frankfurt her özelliğiyle bunu hissettiriyor. Uzunca bir çok binanın şehrin belli bölgesinde toplanmış görüntüsü en güzel karelerinden.  Öyle ki Frankfurt’un kalbi Main Nehri’nin kıyısında atıyor. Spor yapan  kitap okuyan, piknik yapan insanları gördükçe onlardan biri olmak istiyorsunuz. Ben de neredeyse tüm haftasonumu nehrin kenarında yürüyüş yaparak veya kitap okuyarak geçiriyordum çünkü hafta içi yorgunluğum beni fazlasıyla bezdiriyordu, o yüzden sürekli nehre kaçtığım doğrudur. Şehrin diğer canlı noktası ise Römer Meydan’ı. Haftanın her günü neredeyse aynı kalabalığa sahip olan meydanda kafeler ve bir kaç tarihi değere sahip yapıt bulunmakta. Rengarenk ve Alman mimarisine sahip evlerin yan yana bulunduğu bu meydan şirin görüntüsüyle tüm turistleri kendine çekiyor. Meydanın hemen biraz aşağısında kalan Nikolai Klisesi oldukça görkemli bir görüntüye sahip. İçerisi alabildiğine büyük bir alan ve dinlerine ait özellikli bir kaç parça sergileniyor. Bunların yanında klasik olarak illa da gezilip görülecek yerler nereleri derseniz, müzeler bölgesinde kendinize göre birini seçip gezebilirsiniz oldukça çeşitli. Ayrıca Goethe’nin doğum yeri Frankfurt olduğu icin doğduğu ev şuanda ziyaretçilere açık ben gezerken çok eğlenmiştim, her şey olduğu gibi korunduğu için doğallığını kaybetmemiş gibi gelmişti. Bir de Goethe’nin adını taşıyan üniversite bulunmakta ve bulunduğu alanın her köşesinde inzivaya çekilebileceğiniz veya görseline hayran kalacağınız heykeller ve dinlenme alanları bulunmakta. Ben de gittiğimde herkesin rahatlığına kapılıp dilediğimce ortamın tadını çıkarmıştım. Diğer ilgimi çeken bir bölge ise şehrin göbeğindeki Cin Bahçesi. Birkaç kez önünden geçmişliğim vardı ama yan sokağından gecene kadar onu fark etmemiştim. Meğer o kadar ilgi cekici yapı ve dinlenme alanı varmış ki içerde geç keşfettiğime pişman oldum. İlk girişi güllerle kaplı büyük bir alan sona doğru ise cin kültürünü yansıtan bina ve arkasında ki yürüyüş yolu tamamen güllerle sarmalanmış. Bunların yanında Frankfurt’ta Main Tower’a çıkamadım, hepsi ters yerde kalmasından dolayı ve birazda benim tembelliğimden . Tüm Frankfurt’un enfes manzarasına hakim olabileceğiniz bu binaya çıkmak benim içimde kalmıştı .Bunlar hep standart gezilecek yerlerdi ama ben sokaklarında kaybolmayı daha çok sevmiştim. Çünkü şehri daha iyi tanımaya başlayıp o kültüre ait değerlerle karşılaşıyordum. Bir keresinde oyuncakçılarla dolu bir sokakta bulmuştum kendimi mini minnacık bir dünya oyuncakların sergilendiği vitrin renkleriyle yoldan geçenleri cezbediyordu.Bir günse main nehrinin ne kadar uzun olduğunu kavramak icin alabildiğine yürüyüşe karar vermiştim fakat bunun delilik olduğunu anlamam çok sürmedi çünkü yürüyüş için neredeyse sonu yoktu.

Tüm bunları yaparken ben ya tek başımaydım ya da bir arkadaşım vardı çünkü yeni bir arkadaş edinebilme olasılığım olmamıştı. Bir şirkette çalışıyordum ve herkes benden yaşça çok büyüktü olan biten tüm sohbetler çalışma saatleri içerisinde kalmakla yetiniyordu. Staj hareketliliğinin dezavantajı olarak bunu görüyorum. Yaşıtlarınızla karşılaşma tanışma olasılığınız oldukça düşük oluyor. Dil konusunda tabii ki sonuna kadar yararlanabilirsiniz ama insan gezmek ve bir şeyler yapmak için yanında hep birini arıyor özellikle yabancı bir ülkede… Öğrenim hareketliliğini bu yüzden isterdim. Ayrıca öğrenim hareketliliğinde 1 yıl gibi bir süre kalma şansınız oluyor staj hareketliliği ise maksimum 3 ay. Öğrenim hareketliliğindeyken sonuçta bir okula gidiyorsunuz ve herkes akranın herkesle kolayca arkadaş olabilme imkanına sahipsin . Gerçi bu durumda da başınıza ders olayları çıkıyor… Her ikisinde de hibe alıyorsunuz bu konuda fark yok sadece staj hareketliliğinde şirketinizde size bir ödeme yapacaksa oldukça karlı olabilir sonuçta gezip görmek keşfetmek içinde maddi kaynaklara bolca ihtiyacınız oluyor .

Peki şimdi gidecek olsam ne yapardım? Staj hareketliliği genel olarak güzel geçse de arkadaşsızlık beni o kadar daraltmıştı ki kesinlikle öğrenim hareketliliğini seçerdim.

Nil Arslan | ODTÜ Ekonomi

”Pusula” kategorisinden benzer yazılar:
Ukrayna Gezi Yazısı

Ukrayna tam bir Sovyet ülkesi. En son 2 yıl önce gittiğim Ukrayna’ya küçükken bir kere daha gitmiştim. Yüz ölçümüyle Avrupa’nın en büyük ülkesi olan bu ülke çok renkli bir silüete sahip. Ukrayna Türkiyeden vize … devamı için tıklayın.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın