Ukrayna tam bir Sovyet ülkesi. En son 2 yıl önce gittiğim Ukrayna’ya küçükken bir kere daha gitmiştim. Yüz ölçümüyle Avrupa’nın en büyük ülkesi olan bu ülke çok renkli bir silüete sahip. Ukrayna Türkiye’den vize istemediği için günlük gezilebilecek ülkeler arasında. Ben ülkenin en büyük 3. şehri olan Dnipropetrovsk’a gittim. İlk gittiğimde Ukraynaca konuştuklarını sandığım bu insanlarım Rusça konuştuklarını öğrenince çok şaşırmıştım. Meğer Ukraynaca orada sadece bazı köylerde kullanılan bir dilmiş. Kiril alfabesi çok hoşuma gitmişti, zaten 1-2 güne kadar öğrenmiştim. Topluma baktığımda hiçbir yerde görmediğim kadar dengesiz kadın erkek sayısı gördüm. Sokaklarda gezerken gördüğünüz insanların %70’i kadınlardan oluşuyor. Gece bir yere çıktığınızda yemek yiyen, eğlenen insanların ise sadece %80’i kadın. Masaların yarısı zaten sırf kız gruplarından oluşuyor. Geri kalan da 4 kız 1 erkek olan gruplardan. Ama emin olun bu dengesizlik benim gibi etrafınızı incelemeseniz bile ciddi dikkat çekici bir durum. Sanki yakınlarda bir savaş olmuş da erkekler savaşa gitmiş gibi bir his var. Döneri kadınlar kesiyor, otobüsleri kadınlar kullanıyor kısaca her şeyi kadınlar yapıyordu. Erkeklerin yaptığı tek şey içmek ve evdeki çocuğa bakmak.

Dikkatimi çeken bir diğer şey ise binaların çok eski olması. Çoğu bina Sovyet Rusya zamanından kalma. Ülkedeki evler, caddeler, kaldırımlar, troleybüsler ve geri kalan her şey o kadar eski ve bakımsız ki, insan şaşırıyor. Binaların, evlerin içleri yapıldıkları günkü gibi duruyor. Yapıldığı günkü gibi durma, yepyeni duruyor anlamında değil. Yapıldıktan sonra bir kere bile elden geçmemiş anlamında. Bir sorun olduğunda tamir etme, arada boyama, güzelleştirme gibi bir çabaları yok. Öyle ki şehrin orta-üst sınıfının yaşadığı semtlerde dahi durum farklı değil. Mesela evin camı mı kırıldı? Normal bir insan gidip yeni cam taktırır. Bu adamlar pencereyi tenekeyle kapatıyor. Veya iki tahta çakıp pencereyi iptal ediyor. Sokaklarda gezerken o kadar çok bu durumda pencere görüyorsunuz ki olayın birkaç istisnai durum olmadığını, toplumun ortak alışkanlığı olduğunu anlıyorsunuz. Yine aynı şekilde sıva mı döküldü (bakın boya kabardı demiyorum, tuğlaları görecek kadar sıvanın döküldüğü durumdan bahsediyorum), öyle kalıyor.

İşsizlikten olsa gerek, insanlar bizde olmayan değişik seyyar satıcılık türleri geliştirmişler. 1970 model arabaların bagajlarına çay ocağı kurup caddede kenara çekip yoldan geçenlere kahve satan da var, eline bir buzluk alıp bankta oturup bira satanda. Sokaklarda o kadar çok bira satılıyor ki dikkatinizi çekmemesi imkansız. Ülkede Sovyet döneminden kalma nispeten düzgün bir alt yapı var. Caddelerde karşıdan karşıya geçme gibi bir kavram pek yok. Çünkü tüm caddelerin altında geçiş için bir alt geçit yapmışlar. Ben ilk gün saf gibi caddeyi koşturarak geçmiştim de insanlar bana uzaylı gibi bakmıştı. Ne bileyim ben de yaya geçidi trafik ışığı aramış, bulamayınca bu uzaylılara kızmıştım. Her ne kadar orada burada Ukrayna ve Rusya kardeştir lafları geçse de bu iki ülke ve halk arasında gözle görülür bir rekabet ve tarihsel çekememezlik var. Öncelikle Ukraynalılar kendilerine Rus denilmesinden hiç haz etmiyorlar. Hemen “Biz Ukraynalıyız, hiçbir zaman Rus olmadık” diyorlar. Tarihlerine baktığınızda Stalin döneminde bu adamların ayaklanmalarını önlemek için buraya gıda ambargosu uygulanmış. İnsanlar açlıktan ölmenin eşiğine geldiğinde hepsi St. Michael ve Aya Sofya arasındaki geniş alanda toplanmaya başlamışlar. Ambargo devam ettikçe yaşam koşulları daha da kötüleşmiş. Günde ortalama 25 bin kişinin açlıktan öldüğü bir boyuta gelmiş. Anlatılan o ki, iki kilise arasındaki o devasa alan sadece açlıktan ölen insanların cesetleri ile kaplanmış. Bu olaylar sonucunda Sovyet Rusya’sında toplamda 11 ila 15 milyon arasında insan açlıktan ölmüş. Bunların 7 milyonu Ukraynalıymış. Bu alanın bir köşesine 1933’de ölen 7 milyon kişi anısına bir anıt dikmişler. Bu olayların yıldönümünde bu meydana 7 milyon tane yanan mum dikiyorlarmış. Onca mumu nasıl sönmeden yanık tutuyorlar merak etmedim değil. Ukrayna’da konaklamak için çok çeşitli seçenekler mevcut. Orta halli otellerin fiyatları gecelik 50 Dolar ve 100 Dolar arasında değişiyor. Eğer daha uygun konaklama yerleri arıyorsanız hostelleri tercih edebilirsiniz. Hostellerde yatak ücretleri 10-40 Dolar civarında.Ukrayna’da en yaygın olan konaklama seçeneği ise daire kiralamak. Daire kiralamak için rezervasyonunuzu daha önceden yaptırmanız gerekebiliyor. Bu şekilde kiralayacağınız küçük bir evin fiyatı yaklaşık 40 Dolar. Ukrayna’nın tatil yerleri olan Kırım ya da Odessa‘da ise tek oda kiralamak da mümkün.

Ukrayna mutfağı çok lezzetli ancak oldukça yağlı. Rusya’da olduğu gibi et ve kırmızı pancardan yapılan borç çorbası çok meşhur. Borç (borş) çorbası gibi diğer çorbalar da epey koyu kıvamlılar. Ukraynalıların çokça tükettikleri bir diğer gıda maddesi de salo denen tuzlanmış domuz yağı. Salo, başta çorbalar olmak üzere yemeklerin yanında garnitür olarak tüketiliyor. Bunların yanı sıra Türkiye’deki şiş kebaba karşılık gelen şaşlık, etli ya da sebzeli yapılan mantı ve patatesli börek olan ‘deruni’ de Ukrayna’da tatmanız gereken lezzetlerden. Meşhur olan Kiev usulü pişirilmiş tavuk da denenebilir, ancak bu yemek sanılanın aksine Ukrayna’da çok fazla tüketilmez ve her yerde karşınıza çıkmayabilir, ülkenin dışında ünlü olan Ukrayna yemekleri arasında.Ukrayna’da yemek için farkı mekanları tercih edebilirsiniz. Restoranları seçebileceğiniz gibi daha uygun fiyatlı ve lezzetli yemekler yapan bazı restoran zincirleri de var. Ukrayna’daki meşhur içeceklerden alkolsüz bira olan malt içeceği (kvas) tercih edebilir ya da değişik bir lezzet olan acı biberli votkayı deneyebilirsiniz. Evet Ukrayna kesinlikle gitmeniz gereken ülkeler arasında ve eğer giderseniz enerji içeceği gibi gözüken ancak votkalı olan şu an adını hatırlamadığım içecekten içmeyi unutmayın yalnız dikkat edin 2 taneden fazlası fena çarpıyor 🙂

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i FacebookInstagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

Furkan Doğan | ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği

”Pusula” kategorisinden benzer yazılar:
Silikon Vadisi’nde Bir Gezgin!

Dünya tarihindeki her dönemi ayrı ayrı incelersek, her dönemin kendine has bir misyonu ve vizyonu olduğunu açıkça görebiliriz. Günümüz dünyasının genel bir amacını belirlemek gerekirse bunu sanırım teknoloji üretmek,  bilimi yeni ufuklara taşıyabilmek … devamı için tıklayın.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar

Yorum Yazın