1980 yılından beri Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde görev yapan değerli rektörümüz Prof. Dr. Ahmet Acar ile Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin bugün geldiği noktayı konuştuk ve tavsiyelerine kulak verdik.

Öncelikle bize biraz akademik hayatınızdan bahseder misiniz?
Kısa kısa söyleyeyim. ODTÜ Mimarlık Fakültesi mezunuyum. Yurt dışında, University of Pennsylvania’da Yöneylem Araştırması konusunda master yaptım. Sonra yine aynı üniversitede Modelleme ve Optimizasyon üzerine doktora yaptım. 1976’da doktoradan döndükten sonra 3 sene Hacettepe üniversitesinde İşletme Yönetimi bölümünde öğretim üyesi olarak çalıştım. 1980 yılının şubat ayında Orta Doğu Teknik Üniversitesi İşletme bölümüne geçtim. O zamandan beri buradayım, 32 sene olmuş. Bölüm başkan yardımcılığı, bölüm başkanlığı ve dekanlık yaptıktan sonra rektör yardımcısı oldum. O zamandan beri de rektörlükte görevim devam ediyor.

Peki günlük olarak ilgilendiğiniz neler var sosyal hayatınızda?
Şöyle söyleyeyim. Hobim, sabahları müzik dinlemek ve kitap okumak. Gençliğimde atletizm yaptım, voleybol oynadım, daha sonra tenis oynadım, kayak yaptım ve golf oynamışlığım da var. Ama son yıllarda maalesef spora pek fazla vakit ayıramıyorum. Ama ümidim biraz daha aktif olmak.

Şehir bölge planlamadan mezun olup İşletme bölümünde devam etmenizde ne/neler etkili oldu?
Şehir Bölge Planlama bölümünde tasarım öğreniyorsunuz. Tasarım, birçok şeyin temelinde var. Güzel sanatlar alanında tasarım vardır ama mühendisliklerde de tasarım var, örgütlerde de örgüt tasarımı var, organizational design. İlgim işletme alanındaki uygulamalara, business application tarafına kaydı ve organizasyon, yöneylem araştırması beni işletme bölümüyle yakınlaştırdı. Hacettepe Üniversitesi’ne başladığım zaman da bunun çok rahat uygulanabileceğini gördüm. Doçentliğim ve profesörlüğüm zaten sayısal yöntemler alanında.

İşletmeci kimliğinizin , rektörlük gibi ciddi yönetim ve liderlik becerileri gerektiren bir göreve size ne gibi katkıları oldu?
Çok fazla katkısı oldu tabi. Yani bir kere işletme disiplininin katkısı şu: Bugün, insanları içeren ortak bir faaliyete baktığınızda belli şeyleri görebilmenize olanak sağlıyor. Çünkü problem çözebilme yeteneği, her şeyden önce bir “pattern recognition”a dayanıyor. Bir işe baktığınız zaman, o karşılaştığınız durumun yapısını anlayabilmek, görebilmek önemli. Ve İşletme eğitimi bakış açısı şunu anlayabilmeyi sağlıyor: Baktığınızda, orada bir iletişim sorunu mu var, bir örgütlenme problemi mi var yoksa operasyonel bir sorundan mı bahsediyoruz. Bu ilişkileri ve yapıyı anlayabilmek önemli. Hem yapı var hem de öteki tarafta süreçler var. Yani biraz evvel söylediğim gibi, tasarım yaklaşımında sadece mevcudu anlamak değil, iyileştirmek için de başka bir analiz ve sentez yaklaşımı var.

Bir çok farklı görüşün bir arada bulunduğu kalabalık bir öğrenci topluluğuna karşı tarafsız bir duruş sergiliyorsunuz ve hiçbir tarafın tepkisini almıyorsunuz..Bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz? Bir sorunda kriz yönetimini nasıl yapıyorsunuz?
Şunu söyleyeyim. Bir kere, bir yöneticinin başarısı kriz çözmek değil, krizin baştan çıkmamasıdır. Yani yöneticinin başarısı problem çözmek değil, problemi önlemektir zaten. Kampüsün kendi içine bakacak olursanız, 26 bin civarında öğrencisi, 3 binden fazla çalışanı olan, gece nüfusu 10 bin, gündüz nüfusu bazı günler 35-40 bini bulan bir yerleşke burası. Dediğim gibi yelpazenin her noktasından insan var. Yaş olarak, geldikleri yer olarak, ideoloji ve politik görüş olarak. Ama buranın, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin özelliği; bir özerklik ortamı olması. Burada her bakış açısından insanın kendisine bir alan bulabilmesi ve kendi ilgileri, tercihleri doğrultusunda kendisini geliştirebilecek olanaklara sahip olması. Bu kampüs içinde hep savunduğumuz şu: Burası özgür bir bölgedir, insanların özgür bir biçimde düşüncelerini, görüşlerini ifade edebildiği, kendi ilgileri doğrultusunda çalışma yapabildiği, fikrini ifade edebildiği bir yerdir. Bu önemli bir nokta ama her özgürlük bir sorumluluk getirir. Sorumluluğu olmayan bir özgürlük düşünülemez. Dolayısıyla bu özgürlük ortamının sürdürülebilmesi için herkesin buna sahip çıkması lazım. Ve sonucunda da, farklı bakış açısındaki insanların herhalde katıldıkları, destekledikleri yaklaşım bu diye düşünüyorum.

aacar2ODTÜ’nün çeşitli uluslararası platformlarda son yıllarda kaydetmiş olduğu ciddi yükselişini nelere bağlıyorsunuz? Daha iyisi için öğrenci ve akademik personel bakımından yapılması gerekenler nelerdir?
İlk olarak, yaptığımız işi daha iyi yapmak. Bir söylem kadar basit değil tabi ancak ODTÜ bugünkü konumuna, yaptığı işi vasat yaparak gelmedi. Yaptığı her işi en iyi şekilde yaparak kendini kabul ettirdi. Eğer bir işi sizden daha iyi yapabilen birileri varsa bırakın onlar yapsın. Bir iş yapılmaya değerse, en iyi şekilde yapılmaya da değer. İkinci olarak, doğru işin içinde olmak önemlidir. ODTÜ olarak bir işe başlarken öncelikle bu alanda talep var mı, bu işe başlarsak en az bir başkası kadar iyi yapabilecek konumda mıyız, böyle bir rekabet avantajımız var mı diye sorguluyoruz. Son olarak da, kendi değerlerimiz açısından böyle bir işin içinde olmak ister miyiz? Bazı işler vardır ki çok cazip olabilir ama biz ODTÜ olarak o işin içinde olmak istemeyebiliyoruz. Son dönemlerde bu anlamda yenilikler kaydettik, yeni projeler başlattık ama son yıllardaki yükselişimiz tabi ki sadece son yıllarda yapılanların sonucu değildir. ODTÜ’nün yıllardır yakaladığı bir ivmesi vardı zaten. Biz de onu devam ettirdiğimizi ve yükselttiğimizi düşünüyoruz. Uluslararası sıralamalardaki yükselişimizin birden çok sebebi var. Bunlardan biri bilimsel yayın ve proje portföyümüzde çok ciddi artış var. Uluslararası yayınlarımız her yıl %10-%15 arası bir artış gösteriyor ki bu gerçekten ciddiye alınması gereken bir artış oranı. Bunun dışında, öğretim üyelerimizin ve öğrencilerimizin yurt dışındaki ilişkileri ve işbirlikleri ODTÜ’nün bilinirliğini artırıyor. Ne kadar yurt dışına açılırsak etkimizin o kadar fazla arttığını görüyoruz. ODTÜ’ye ilk kez gelen insanlar hiç böyle bir şey beklemediklerini ve çok şaşırdıklarını söylüyorlar. Küreselleşmenin en hızlı olduğu alanlardan birisidir yüksek öğrenim ve araştırma sektörü. 2011 yılında üniversitemize rektör, bakan, başbakan düzeyinde 86 farklı heyet ziyarette bulundu. Tabi Çin’den 15 rektörün geldiği bir grubu tek heyet sayıyoruz burada. Gelen heyetler de üniversitemizden olumlu etkileniyor ve bilinirliğimiz artıyor bu sayede. Yabancı öğrenci sayımızdaki artış da bunun bir göstergesi. Eğitim kalitemizdeki artışla ilgili bir parantez açmak istiyorum. Times Higher Education’un yaptığı uluslararası sıralama bence diğerlerinden çok farklı çünkü Times Higher Education’un listesi, eğitim boyutuna yer veren tek sıralama. Bu sıralamada eğitimden gelen puan genel puanın 3te 1ini oluşturuyor. Diğerleri genelde araştırma performansı üzerinden sıralama yapıyorlar. ODTÜ eğitim puanı sıralamasında dünyanın ilk 150 üniversitesi içerisinde yer alıyor. Bu da bizi uluslararası platformlarda öne çıkaran bir diğer faktör.

ODTÜ KUZEY KIBRIS KAMPÜSÜ’nün gelişim sürecinden memnun musunuz, öngörüleriniz nelerdir? Yakın zamanda ODTÜ gibi başarılarıyla kendini gösterebilecek mi? Bunca yıllık bir birikimle kurulan bir okulun başarı hızı Ankara kampüsüne göre daha hızlı olacak mı?Kuzey Kıbrıs Kampüsü bağımsız bir birim değil, bizim bir parçamız. Dolayısıyla bütün faaliyetleri de ODTÜ başlığı altında yer alıyor. Öğrenci sayılarının, yayınlarının kendi başına bir sıralamaya giriyor olması söz konusu değil. Ancak Kuzey Kıbrıs kampüsümüzde yakalamış olduğumuz akademik başarının son derece memnuniyet verici olduğunu söylemek isterim. Mezunlarımız bizi hem yurt içinde hem yurt dışında çok iyi şekilde temsil ediyorlar. Kıbrıs’ta okuyan öğrencilerimiz, 4. Sınıfta Ankara kampüsüne geliyordu zaten. İlk yıllarda öğrenci sayısının az olmasından dolayı yeterince seçmeli ders açılmadığından o öğrencileri de buradaki kampüse alıyorduk ve hiçbir sorun yaşamadan buradaki öğrencilerle birlikte 4. sınıfı okuyup mezun oldular. Bu da Kuzey Kıbrıs kampüsündeki eğitim kalitesinin buradakinden farksız olduğunu göstermektedir. Şimdi araştırma ve yüksek lisans için de yeni girişimlerimiz başladı, iki kampüs arasında daha sıkı bir iş birliği başlatmış bulunuyoruz. KKK yakın zamanda daha önemli bir oyuncu olacaktır.

”I brain ODTÜ” sloganı, ODTÜ’nün markalaşması açısından önemli bir adım oldu. Bu sürecin çıkış noktası ve amacı nedir? Bu markalaşma sürecinin okulumuzun tanıtımında ne kadar etkisi oldu?
ODTÜ hem Türkiye’de hem dünyada zaten bir marka. Ancak son zamanlarda yüksek öğrenimde rekabet çok ciddi şekilde arttı. Rekabet Türkiye’de her zaman kalite üzerinden olmuyor, daha çok kalite algısı üzerinden oluyor. Yeni kurulan üniversiteler bu bağlamda çok daha etkili bir iletişim programı yürütüyorlar. Biz de önceleri; biz ODTÜ’yüz, bizi herkes tanır bilir dolayısıyla bir iletişim-reklam programı yürütmemiz gerekli değil diye düşünüyorduk ama dediğim gibi çok tevazu gösterince bu gerçek sanılabilir. Tevazu her zaman gerekli tabi. Biz yurtdışı başarılarımızı çok ön planda tutup, böbürlenmek istemiyoruz açıkçası. Çünkü bu sıralamalarda aldığımız başarılar bizim için hiçbir zaman bir amaç olmadı. Biz kendi misyonumuzun gereklerini yerine getiririz, birileri de bizi bundan dolayı takdir ederse eder. Hiçbir zaman bir başarı sıralamasında yer almak adına özel bir çabamız olmamıştır. “I brain ODTÜ” sloganına geri dönecek olursak, ODTÜ’yü tanıtmamız gerektiğini ve bu tanıtımı da şansa bırakmamamız gerektiğine karar verdik. ODTÜ markası zaten her zaman konuşulan bir marka olmuştur. ODTÜ adının geçtiği bir haberin, haber değeri her zaman artmıştır. Biz bu imajın, markanın daha doğru ve bilinçli kullanılması adına bir kampanya yapılması gerektiğini düşünerek 2 yıl önce bir tanıtım filmi hazırladık. O tanıtım filminin en güzel yanı şuydu bana göre; o filmde kaynaklarımızla, öğrenicilerimiz veya öğretim üyelerimizle , laboratuvarlarımızla ilgili bir reklam yapmadık. Daha çok değerlerimizi yansıtan bir film oldu. “I brain ODTÜ” sloganı da tam olarak bunu yansıttığı için kullanmaya karar verdik. ODTÜ’lünün ODTÜ’ye bağlılığını ifade eden, ODTÜ’nün temsil ettiği beyin gücünü, ki bizim en değerli varlığımızdır, yansıtan bir slogan oldu.

Peki neden “I brain METU” değil de “ODTÜ”?
Bu kampanya Türkiye içerisindeki tanıtım için hazırlanan bir programdı ve sloganın daha çarpıcı olması bakımından “ODTÜ” olarak kullanılması fikri tamamen tasarım şirketinden çıkan bir fikirdi ve bu şekilde kullanmaya karar verdik.

ODTÜ’deki öğrenci topluluklarının çalışmalarını ne kadar yeterli buluyorsunuz? İşletmeci kimliğinizle baktığınızda yeterince profesyonel buluyor musunuz? Siz eğitim hayatınız boyunca ne tür topluluklarda görev aldınız?
Bahsettiğim gibi üniversite yıllarımda okulun voleybol takımındaydım. Bunun dışında mimarlık fakültesindeki fotoğrafçılık kulübündeydim. Tabi benim öğrenci olduğum dönemlerde, 67-71 döneminde, daha aktif bir gündem vardı ve öğrenci topluluklarından ziyade daha informal olaylar oluyordu. Öğrenci kulüpleri bugün olduğu kadar aktif değildi birkaç topluluk dışında. Türk Halk Bilimi Topluluğu bunlardan biridir mesela o yıllardan beri düzenli çalışan. Öğrenci topluluklarının üniversitemiz için çok büyük bir kazanç olduğunu düşünüyorum. Öğrenciler için de öyle. Çünkü üniversite öğretiminin bence en fazla %49’u sınıf ortamında olabilir. Kalan %51’lik kısmı üniversitenin genel ikliminden, ortamından sağlanan öğrenim imkanıdır. Öğrencilerin birbirinden öğrenme imkanlarıdır. Öğrencilerin, üniversitenin genel düşünsel, sanat, kültür ortamından aldıklarıdır. Öğrenci topluluklarının yabancı öğrencilerle, Türkiye’nin her bölgesinden gelen öğrencilerle iş birliği içerisinde bir şeyler yapma imkanı sağlıyor olması bakımından önemli bir yeri vardır. Öğrencilerin liderlik, örgütlenme ve işbirliği gibi becerileri geliştirmelerini sağlayarak bir anlamda onları iş yaşamına hazırladığı bir gerçektir. Bu beceriler derslerde bire bir verilmesi çok zor olan becerilerdir. Bu toplulukların üniversitemize çağırdığı konuşmacılar da üniversitenin ortamına çok ciddi bir katkı sağlıyor. Topluluk sayımız oldukça fazla ve bunlardan bazıları, ki İşletme Topluluğu bunlardan bir tanesidir kesinlikle, çok daha profesyonel çalışan ve en önemlisi bir seneden diğer seneye bir birikim devredebilen, bir bellek oluşturan, yeni gelen bir grubun bir önceki gruptan bir şeyler öğrendiği ve devamlı çizgisini yükselten topluluklar. İşletme Topluluğu’nun kurulduğu dönemde bölüm başkanı bendim ve topluluğun kuruluşunda imzası olan kişilerden biriydim dolayısıyla. İlk danışman ise Uğur ÇAĞLI’ydı. Birilikte kurduğumuz bir topluluğun bugünkü gidişatını görmek de beni kişisel olarak ayrıca mutlu eden bir durum. Öğrenci topluluklarımız daha da aktif çalışabilir. Topluluk çalışmalarına öncelik veriyoruz ve daha verimli olmaları için yeterli alt yapıya sahibiz. Şu an kampüs içinde bir yer davamız var mahkemesi süren. Davanın bitmesiyle, ki kazanacağımızı biliyoruz, bir öğrenci merkezi inşaatına da başlayacağız spor merkezi yanına, gerekli çalışmalar yapılıyor. Tüm toplulukların odalarının bulunduğu, çalışmalarını daha rahat yapabilecekleri salonlarının olduğu bir öğrenci merkezi olacak.

Son olarak öğrencilerinize, kariyer planlamaları hakkında tavsiyeleriniz nelerdir? Profesyonel hayata atılmadan önce öğrencilik yıllarında yapılmasını tavsiye ettiğiniz şeyler nelerdir?
İster özel sektör, isterse akademik kariyer düşünüyor olsun, bir insanın başarısının, sevdiği işi yapmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bu da bilinçli tercihlerle mümkün tabi. Bir insanın bilinçli tercih yapması demek, kendini tanıyor olması demektir. Dünyayı tanıyor olması demektir. Öğrencilik yılları, burada geçireceğiniz 5 yıl, toplumun size sağladığı , kendinize ve sadece kendinize yatırım yapabileceğiniz çok önemli bir fırsat. Bu fırsatı iyi kullanmak önemli. Zaman yönetimi, müzik, tarih ve bunlara benzer bir çok beceriyi alabileceğiniz çok büyük bir fırsattır üniversite. Bu sürede hem kendinizi tanımak hem dünyayı tanımak, 5 yıl sonunda bilinçli kararlar vermeniz adına, kariyer yolculuğunuzda sevdiğiniz şeyleri yapmanız adına çok önemli bir adım olacaktır. Bunların dışında, farklı sektörleri araştırmakta, iş yaşamına ya da akademik yaşamda hangi alanların ne gibi avantajları dezavantajları olduğunu önceden tartmakta büyük fayda var. Bu anlamda öğrenci topluluklarının faaliyetleri gerçekten önemli, stajlarınız çok önemli. Zorunlu olmasa da stajlar bulup iş yaşamına kendinizi hazırlayın. Ve iş yaşamına girdiğinizde, önceliğiniz en iyi maaşı almak olmasın. Akademik kariyerde çok zengin olmayı zaten beklemeyin. Düzenli bir yaşamınızın olacağı, sizi mutlu edecek işler bulmaya özen gösterin. Paranın bunlardan daha önemli olmadığını bilerek karar verin.

Değerli rektörümüz Sayın Ahmet Acar’a yoğun programında bizlere vakit ayırıp sorularımızı yanıtladığı için bir kez daha teşekkür ederiz.

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i FacebookInstagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

Röportaj kateegorisinden benzer yazılar:

Röportaj: Amaç Ukav

Yaren: Öncelikle öğrenim hayatınızda en çok özlediğiniz şey nedir ?

Amaç Ukav: Şimdi röportaja söyleyemeyeceğim şeyler olduğu için kampüs diyelim.

Yaren: Bir idolünüz var mı? …devamı için tıklayın.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar