Şirketler hizmet ettikleri toplumdan soyutlanamazlar ve bu yüzden kâr sağladıkları toplumlara karşı bir sorumluluk taşırlar. Bunun göstergesi olarak çeşitli sosyal sorumluluk projeleri irili ufaklı birçok şirket tarafından düzenlenmektedir. Bu yolla toplumun refah düzeyini arttırmayı hedefleyen şirketler uzun vadede bu durumu kâra da çevirebilirler. Başlangıçta bakıldığında gayet mantıklı ve masum görünen bu projeler aslında gerçekten bu kadar masum bir amaca mı hizmet ediyorlar? Gelin insanların çoğunun aklına takılan bu soruyu beraber cevaplamaya çalışalım.

Sosyal sorumluluk projelerinin faydaları reddedilemez. Birçok şirketin büyük “cömert” bağışları ve izledikleri sosyal sorumluluk politikaları sonucunda binlerce öğrenci okutuldu, yüzlerce okul açıldı, binlerce ağaç dikildi, yüzlerce hasta iyileştirildi, tekerlekli sandalyelerine kavuşan onlarca insan sevindi… Liste bu şekilde uzuyor ve uzadıkça insan “Acaba?” diyor, “Gerçekten de bu projeler iyi niyetle mi hazırlandı?”.

Örneklemeye son zamanların modası “Mavi Kapak” kampanyasıyla başlayalım. Hemen herkes bir şekilde bu kampanyaya katıldı. Kimi gördüğünde elindeki mavi kapakları attı karton kutulara, kimileriyse bu işi daha da ciddiye alıp evlerinde poşetlerle kapak biriktirip kampanyaya bağışladı. Bunu yapan insanların hepsi belirli bir hassasiyet çerçevesinde gerçekleştirdi bu eylemleri. Amaç hep aynıydı: Engelli kardeşlerimiz tekerlekli sandalyelerine kavuşsun. Ama gelin bunu bir de arka plandan inceleyelim. “Tane tane kapakları toplayalım adım adım engelleri aşalım” sloganıyla yürütülen sosyal sorumluluk projesinin çerçevesinde bugüne kadar 400 ton plastik kapak toplanarak 1600 tekerlekli sandalye dağıtılmış.

Her şeyden önce sosyal devlet olmanın getirdiği sorumlulukla devletin yapması gereken bu görev halka devredilmiş, bunun yanında Türkiye’de de dünyada olduğu gibi hızla gelişen geri dönüşüm sanayisine farkında olmadan büyük bir kar sağlanmıştır.

Plastik atıkların çöp toplama tesislerine gitmeden önce ayrılması, geri dönüşüme gitmeden önce hepsinin kapaklarının çıkarılması gerekir. Dolayısıyla geliştirilen bu sosyal sorumluluk projesi çerçevesinde vatandaşlar engellilere yardımcı olduğuna inanırken aslında geri dönüşüm sanayine önemli bir kaynak aktarmış oluyor. “Mavi kapak toplama” projesi adı altında yapılan “iyiliğin” geri dönüşüm sektörü için kaç liralık bir kâra tekabül ettiğini kabaca şöyle gözden geçirelim:
“Hesabımızı 1 adet tekerlekli sandalye üzerinden yapalım. 1 Adet tekerlekli sandalye = 5 Ton kapak = 5000 Kg = 5.000.000 gr. Yani ortalama 10 gramdan 50,000 kapak.

1 işçi 1 günde kaç tane şişenin kapağını çıkarabilir? Kapatma şeklimizden dolayı içinde zaten bir sürü hava basıncı birikmiş 500 şişeyi açabilir desek. Bu işçinin bir geri dönüşüm tesisinde 100 gün çalışması demektir.
Peki, 100 gün ne demek: Brüt 886 TL asgari ücret demek, 190 TL işveren katkısı demek, günde 3TL maliyetle 90 TL tabldot yemek demek. Şu ana kadar 1166 TL yaptı. 1 işçi çalıştırmanın bunun dışında da bir sürü gideri var. Peki, devletin vatandaşına vermesi gereken 1 tekerlekli sandalye ne kadar? O da 220 TL.
Tabi ki bu sadece 100 günlük bir iş değildir. Ömürlüktür… Çünkü her gün durmadan plastik tüketiyoruz. Her gün yüz binlerce plastik şişenin kapağı açılıyor bu ülkede.

Yani şimdi biz kapak toplayarak ne yaptık? Yardımseverlik duygularımızla oynayan birilerinin cebine 946 lira koyduk. Bir düşünün bu yolla kaç kişinin işsiz kalmasına neden olduk?”
Bu örnekte açıkça görülebileceği gibi bazı sosyal sorumluluk projelerinde tek amaç “kâr”. Tek suçları “iyi niyetli olmak” olan insanlar ise buna bir şekilde aracı oluyor. “Mavi Kapak” projesi veya başka bir proje ile sömürülen iyi niyet paraya çevriliyor.

Bunun yanında özel şirketlerin düzenlediği sosyal sorumluluk projelerine değinmeden geçemeyiz. Birçok büyük şirket gerek doğa için, gerek insanlar için çeşitli kampanyalar düzenlemekte. Akla takılan soru ise şu: Acaba buradan ne gibi bir kârları var? Cevap çok basit: Reklam ve para.

İngiltere’de 2003 yılında hayata geçirilen bir sosyal sorumluluk projesiyle devam etmek istiyoruz. 2003 yılında bir çikolata şirketi devletin de desteğini alarak şu şekilde bir proje hayata geçiriyor: Spor malzemeleri üreten bir proje ortağıyla beraber okullara voleybol, basketbol sahası vb. yatırımlarda bulunacak fakat bunun karşılığında her okuldan belirli miktarda çikolata ambalajı alacaktı. Bu projenin arka planına baktığımızda, aslında masrafı £5 olan bir mini basketbol potası için öğrenciler £40 değerinde çikolata tüketmelilerdi. Bu yolla çikolata firması milyonlarca çikolatayı piyasaya sürmüş ve büyük kâr elde etmiş oldu. Bunun yanı sıra çocukların sağlıklı beslenmesi ise hem devlet hem de firma tarafından tamamen yok sayılıyordu. Yani sağlıklı yaşama destek verme amacı taşıyan bu proje arka planda hem sağlığı gözardı ediyor, hem de büyük kârlara hizmet ediyordu.

Ufak bir araştırma sonrası vardığımız sonuca göre; şirketler, düzenledikleri sosyal projeler için vergi indirimi ve teşvik kredileri gibi bazı olanaklara ulaşabiliyormuş. Yani herhangi bir X firması okuyamayan çocuklar için bir kampanya düzenlediğinde bunun kaymağını aldığı vergi indirimleri ve teşvik kredileriyle yiyor. Tüm bunların yanında kamuoyunda oluşturdukları sempatik duygular da satışlarını pozitif yönde etkiliyor ve güzel bir reklam yapmış oluyorlar. Her zaman bunun bu şekilde bir art niyetle yapıldığını iddia etmek de büyük bir yanılgı olur elbette.

Çok güzel işleyen ve belki de toplumca büyük katkısını gördüğümüz birçok mantıklı sosyal proje hayata geçirildi ve işlevselliğini koruyor. Fakat sürekli televizyonlarda veya el ilanlarında yapılan hayır işlerinin hemen altındaki şirket logoları, tekrar eden marka adları reklam iddiasını kuvvetlendirir bir nitelik taşımakta.
Mantıklı hiçbir insan zarar edeceği düşüncesiyle bir adım atmaz, özellikle büyük kârlarla oyununu sürdüren şirketler. Bu yüzden bu tarz projeler hayata geçirilmeden önce fayda/zarar oranı dikkate alınmakta ve buna göre adım atılmakta. Yine de kârı düşünmeden yapılan ve hayata geçirilen projelerin hakkını yememek lazım. Ne yazık ki burada da, reklam gibi büyük bir faktör işin içine giriyor.

Günümüz rekabet dünyasında hiçbir sosyal sorumluluğa sahip olmayan şirket imajı vermek istemeyen bazı şirketler de logolarını hayata geçirdikleri projelere imza olarak geçiyor veya kimi şirket de özellikle reklam olarak bunları halkın vicdanına sunuyor ve bir sempati duygusu uyandırıyor. Bir başka deyişle sosyal sorumluluk projeleri hayata geçirilerek marka değerleri arttıran bu şirketler, halkın vicdanı üzerinden reklam yapmakta ve marka bilinirliklerini bir sempati dalgasıyla arttırmaktadırlar.

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i FacebookInstagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

Mahmut MALAZGİRT | ODTÜ İşletme

Zuhal ÖNAL | ODTÜ İktisat

 

“Sektörel” kategorisinde benzer yazılar:

Globalleşen dünyada hızla önem kazanan bir değer olan ‘Kurumsal Sosyal Sorumluluk’(KSS) kısaca şirketlerin daha iyi bir toplum ve daha iyi bir çevre için gönüllü olarak çalışması anlamına geliyor. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de… devamı için tıklayınız.