Konuğumuz çevre bilimci ve yazar Dr. Uygar Özesmi, en son makalesi National Geographic dergisinde Aralık 2013’de çıkan “Volkanlar Kükremeden Önce.” Bu yazıyı yazarken Türkiye’de aktif kabul edilen 14 volkandan 6’sına tırmanmış. Kendisi ODTÜ’de öğrenciyken 1989-90 yılları arasında Çevreden Sorumlu Devlet Bakanı Adnan Kahveci’nin danışmanlığını yapmış. ODTÜ Jeoloji Mühendisliğinden mezun olduktan sonra Fulbright Burslusu olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde Ohio State Üniversitesi’nde master, daha sonra MacArthur Burslusu olarak Minnesota Universitesi’nde doktora yapmış. Erciyes Üniversitesi’nde Çevre Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığından sonra New York’ta Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nda Çevre Uzmanı olarak çalışmış. Türkiye’ye dönmüş, TEMA Vakfı Genel Müdürü, sonra Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü olarak çalışmış. Artık 2012 yılının Eylül ayından beri change.org’da Doğu Avrupa ve Batı Asya Direktörü olarak çalışıyor.

Siz de bir ODTÜ’lüsünüz, peki ODTÜ’lü olmak size neler kattı? Şu anki kişisel özelliklerinizin oluşumunda önemli bir etken olduğunu söyleyebilir miyiz?
ODTÜ sosyal bir ortamdı. Özgür ve eleştirel düşünen öğrencileri vardı. Aydın ve bilimi at gözlükleri ile değil sosyal bağlam içinde değerlendirebilen, kendileri iyi yetişmş hocalarımız vardı. Öğrenciler de çok iyi olduğu için özel topluluklar oluşturulabiliyordu. “Kültür İşleri” ve kulüpler iyi çalışıyordu. Kültür İşleri Daire Başkanı Tüzün hanım gerçekten çok başarılıydı. Elbette 90’lı yıllar öğrencilerin çok apolitize edildiği dönemlerdi, öğrenciler genel olarak “kendini kurtarmak” derdindeydi. Ama yine de ODTÜ’de öğrenciler eleştirel bakmayı biliyordu ve sosyal meseleler etrafında örgütlenebiliyordu. Buna rağmen master için ABD’de Ohio State University’ye gittiğimde ve oradaki dersleri, öğretilenleri, öğretme biçim ve tekniklerini, öğrencilerden neler beklendiğini gördüğümde ODTÜ’nün biraz geride kalmış olduğunu hissettim. Buna rağmen sanıyorum üniversiteler arasında en özgür ve ileri düşüncelere sahip, toplumsal dönüşüme inanan bir hoca ve öğrenci topluluğu vardı. Böyle bir nispeten özgür ve ilham verici ortamda olmak beni şüphesiz çok mutlu etti ve gelişimime odaklanabildim.

Çevreye olan tutkunuz nereden kaynaklanıyor ? Bu tutkuyu işiniz haline getirmeye nasıl karar verdiniz?
Çocukluğumda, beş yaşımdayken televizyon dizisi Ayı Ben ile başlayan “doğayı koruma” merakım, Almanya’da ailemle bir sanatoryumda yaşarken “Karaormanlar”da geçirdiğim zamanlarda daha da pekişti. Sonra Almanya’dan Kayseri’ye dönünce uğrak yerim ise Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi’nde gördüğüm Sultan Sazlığı oldu. Kuş gözlemi ile başlayan merakımı çok kısa bir süre sonra sadece gözlem ile kalmadı; sudan ne yiyorlar sorusunun cevabını bulmak için örnekleri mikroskop ile incelemeye başladığımda ilk bilimsel araştırmalara da başlamış oldum. Sevmek bilmekten gelir, ben de önce öğrendim, sonra sevdim. Ancak her insanın içinde doğa sevgisinin olduğunu ve insanın kendisinin keşfetmeyi beklediğini unutmamak gerek.

Yıllarca Greenpeace Akdeniz’in Genel Direktör’lüğünü yaptınız. Change.org Doğu Avrupa ve Batı Asya direktörlüğüne geçmeye nasıl karar verdiniz?
Ben sivil toplum kuruluşlarında üst düzey yöneticilerin 5 yıldan fazla görev yapmamaları gerektiğine inanıyorum. Aksi durumda bu bir mutlak güce dönüşebiliyor, bireyle kurum arasındaki bütünleşmeye sebep oluyor ki bu da tehlikeli bir durum. Kurumlar her zaman bireylerden önde gelmeli. Ayrıca uzun süren yöneticilikte kurumsal körlük de oluşabiliyor ki bu da kurum için iyi değil. Sonuçta ben en başarılı dönemde, bütün sistemleri otturttuktan ve örgütü her anlamda gelir, destekçi sayısı ve kampanya başarıları ileriye götürdükten sonra Greenpeace’den ayrılarak Change.org ile yoluma devam etmeye başladım. Greenpeace’de kurmuş olduğumuz güçlü online kampanyacılık ve online aktivizm çalışmasının artık kitlelere yayılması gerektiğini düşünüyordum. Change.org’da online aktivizmi sadece çevre ile ilgili değil tüm konuları kapsayacak şekilde var oluyor ve git gide genişliyor.

Change.org tamamen sosyal medya tabanlı bir sistem, sizce bu kadar geniş aktif bir kullanıcı kitlesine ulaşmasının altındaki sebep nedir?
Bunun en temel nedeni kampanyaları bizim değil kullanıcıların kendilerinin açması, bu sayede hem en güzel kampanyalar açılan çok sayıda kampanya arasından sivriliyor. Hem de insanların hayatına dokunan, gerçek konular ortaya çıktığı için hızla yayılıyor. Başarılar oluştukça biz bunun iletişimini yapıyoruz ve insanlar gerçekten değişim yaratabileceklerini görüyorlar ve böylece daha fazla kampanya açılıyor. Bir de herkese açık bir platform olduğu için, kim olursan ol, neye inanırsan inan kampanya açabiliyorsun, bu nedenle platformumuz toplumun tamamına hizmet veriyor.

Change.org da sistem nasıl işliyor?
Herhangi bir kişi www.change.org adresine gelerek üç aşamada değişim yaratmak istediği konuda imza kampanyası başlatabiliyor. Kampanya yoluyla neyin değişmesini istiyorsa o konuyla ilgili muhatabı belirliyor ve o kişi ya da kuruluşa yönelik kampanyayı başlatarak talebini iletiyor. Her bir imzacıyla kampanya muhatabına bir kampanya mektubu iletiliyor ve böylece kampanya muhatabının dikkatinin çekilmesi sağlanıyor.
Önce siteye giriyorsun, ‘Kampanya Başlat’ kutucuğuna tıklıyorsunuz; aşağıdaki soruların olduğu formu doldurup, ‘kurallar’ bölümünü dikkatlice okuduktan sonra, istersen fotoğraf veya video ekledikten sonra kampanyan hazır.
1. Başlatacağın kampanya kime yönelik? (Birey, kurum ya da hükümet organının adı ve varsa e-mailleri yazılıyor…)
2. Muhataplarından ne talep ediyorsun?
3. Bu senin için neden önemli? (İnsanlar bu kampanyaya neden destek vermeli)
İmzadan sonra siteye giren herkes görebiliyor; her imza veren sosyal ortamlarda bunu paylaşıyor. Muhataba ilk imzalayan 50 kişinin e-maili gidiyor. Sonrasında muhataba azalan sıklıkta kampanyanın yorumlu e-mailleri ve durumuna dair bilgilendirme mailleri gidiyor. Yani muhataba talep ve artan destekçi sayısı mutlaka iletilmiş oluyor. Ama karşıdakinin email hesabını kilitlemeden. Önemli olan burada bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek.
Şu anda Change.org’un 1.250.000′in üzerinde kullanıcısı var. Ayda yaklaşık 350.000 civarında imza alıyoruz.

Yeterli imza toplandıktan sonra süreç nasıl devam ediyor ?
Yeterli imza diye bir şey yok esasında, imza sayısı tamamen, konunuza, kitlenize ve muhatabınıza bağlı olarak değişir. Örneğin apartmandaki yöneticinize talebinizi iletmek üzere bir kampanya yürütüp apartmanda yaşayan insanların %90′ının desteğini alırsanız başarılı olmuşsunuz demektir. Muhatabınız duyarlı ise zaten daha büyümeden kampanya sizinle iletişime geçer ve konuyu çözer. Fakat duyarsızsa ve sorunların farkında olmayı kabul etmiyorsa, sorumlu olduğu kitlelere karşı duyarsızsa imza sayıları git gide büyür ve büyüdükçe muhatabın hatası veya dinlemediği daha çok ortaya çıkar ve itibar kaybeder. Unutmamak gerek, muhatabınızın e-mail adresini girerseniz, ona belirli aralıklarla uyaru gider ve kampanyayı başlatan ile iletişime geçmesi önerilir.

Change.org da başlatılmış ve başarıya ulaşmış imza kampanyalarından bahseder misiniz?
Bugüne kadar pek çok imza kampanyası başarıya ulaştı. Maslak 1453 inşaat projesinin kamuya ait Fatih Ormanları’nı kullanması engellendi. Türkiye’de yaşayan 40.000 MS hastasının hayatını etkileyen bir başarıya imza atıldı. Kampanyayı başlatan Reyhan Dağ Derleyen, kısa sürede Sağlık Bakanlığı’na talebini iletti ve MS hastaları için yaşamsal önem taşıyan Plazmaferez tedavisi yeniden SGK kapsamına alındı, İzmir’de bisikletlerle metroya binmek serbest bırakıldı, Turkcell’in aile içi şiddete yol açabileceği düşünülen Turkcell Yolda Takip isimli hizmeti kullanımdan kaldırdı, Garanti Bankası bünyesindeki ilk sesli ATM’yi Engelsiz Erişim Derneği’nin kampanyası ile açtı. Bunun gibi onlarca örnek var. Bu kampanyaların ortak noktası yüksek imza sayılarına sahip olmaları değil, taleplerini doğru muhataplara net bir biçimde iletmeleri.

İnsanların çevreye olan hassasiyetlerindeki yükselişi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şehirdeki yaşantımızda bariz bir şekilde görmesek de gezegenin yaşam destek ünitelerinin yavaş yavaş çöktüğünün pek çoğumuz artık farkındayız. Gezegenin limitlerini aştığımız bu noktada geleceğe dair duyulan bir endişe var. Ancak çözüm yollarını da biliyoruz, esasında çok da zor değil. Toplumsal mücadele ve bireysel dönüşüm gerektiriyor.

Good4trust.org adlı yeni bir site kurdunuz biraz bahsedebilir misiniz?
Konusu bireysel dönüşüm ve toplu hareket. Bireyler normal hayatlarını yaşarken hepimizin özlem duyduğu toplum için nasıl yardımcı olabilirler, betonlaşmış sistem nasıl akıcı hale getirilir? sorusundan başladım. Sürdürülebilir küçük toplumlardaki karşılıklı yardımlaşma, destek ve iyilik, karşılıklı güven ortamı nasıl yaratılır? sorusuyla devam ettim. Bence doğru yanıtlar ancak iyiliğin çoğaltılması, kötülüklerinse oransal olarak azalması ve iyi olduğunu bildiğimiz insanların arasında güvenin tesis edilmesiyle mümkün. İşte Good4Trust.org bu umuttan doğdu.
İşleyişini kısaca anlatacak olursam; iki tür üyesi var: Türeticiler ve üreticiler. Birey olarak bir türetici profili oluşturuyorsunuz ve size bir zeytin çekirdeği veriliyor. Yaptığınız iyiliklerle bu çekirdeği suluyorsunuz ve suladıkça çekirdekten filize, filizden fidana, çiçekten meyveye yedinci evreye kadar yükseliyorsunuz. Zeytinlerinizi sulamak için iyilik yapıyor ve paylaşıyorsunuz. Başkasına yazdığınız veya size yazılan bir iyiliğe karşılık en fazla 7 damla suyu, kendiniz takdir edip veriyorsunuz. Bir okul inşa edebilirsiniz, bir öğrenci de okutabilirsiniz, Good4Trust.org’da profil açmış bir derneğe bağış yapabilirsiniz, üretici olarak başvurmuş ve kabul edilmiş bir ekolojik ürün dükkânından alışveriş yaparsınız veya bir çiftliğin kutu projesine abonesinizdir… hepsi aynı; her birisi için kendinize 1 ila 7 arasında damla yazabilirsiniz. Siz iyiliklerinizle birlikte sosyal ve ekolojik açıdan sorumlu alışverişlerinizi paylaştıkça hem iyilik çoğalacak, hem de sivil toplum kuruluşları ile ekolojik ve sosyal sorumlu ürün ve hizmet üreten işletmeler büyüyecek, güçlenecek ve yayılacak. Bu kadar basit.
Good4Trust.org kendi içinde demokratik bir yönetişim sistemi içinde yönetilecek ve bireylerin ekolojik ve sosyal sorumlu kurum ve şirketlerden aldığı ürün ve hizmetlerden kesilecek çok cüzi bir katkı payı ile ayakta duracak. Good4Trust.org’a dahil olmak için tek yapmanız gereken, sayfaya gidip türetici olarak veya hizmet veya ürün veriyorsanız üretici olarak kaydınızı yapmak.

Sizce yeşili korumak konusunda Türkiye’de atılması gereken en önemli adımlar nelerdir ? Bunun için ne gibi projeler düzenlenebilir? Bireylere düşen görevler nelerdir?
Bireylere düşen good4trust.org sisteminde kurmaya çalıştığımız gibi çevreye ve topluma zararı olmayan ürünleri türetmek. Ancak bireysel hareket tek başına yeterince etkili olmuyor. Politikaların değişmesi için change.org’da kampanyalar yürüterek toplumsal bir mücadele de vermek grerkiyor. Yine siyasetin içinde yer almakta ve sosyal ve ekolojik girişimler açmak herhalde en iyi yol almamızı sağlayacak yollar. Sorumluluk alırsak ve el ele verirsek, yeşil ve barış dolu bir dünya yaratabiliriz.

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i FacebookInstagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

Başak AR | ODTÜ İşletme

 

“Röportajlar” kategorisinde benzer yazılar:

Yaren: Öncelikle öğrenim hayatınızda en çok özlediğiniz şey nedir ?Amaç Ukav: Şimdi röportaja söyleyemeyeceğim şeyler olduğu için kampüs diyelim.Yaren: Bir idolünüz var mı?Amaç Ukav: Çok fazla insan var ama marka danışmanı… devamı için tıklayınız.