Hepimiz binmek isteriz homurtulu atmosferik V8 arabalara. Gaza bastıkça moturun sonsuz torkunu hissetmek isteriz, sürmek isteriz canavarı otoyol boyunca dünyayı umursamadan veya kıvrılmak isteriz dağların eteklerinde yılan gibi. Ne yazık ki birçoğumuz için gerçekleşemeyecek bir hayalden öteye geçmeyecek bu satırlar ve bunun nedeni maddî imkansızlıklar değil, içten yanmalı motorla çalışan bir araba kullanmayacağımızdan olacak. Tıpkı buharlı trenler, yelkenli yolcu gemileri gibi tarihin sayfasında yerlerini alacak içten yanmalı motorlu araçlar da.

Duygu ve sitem yüklü girizgahımın sebebi doğal düzenin yerle bir olmasında büyük rol oynayan ama bir yandan da birçok insanın tutkusu olan otomobillerin ve otomotiv dünyasının uzun ve kökten bir değişim sürecinde olması. Bu sürecin asıl amacı otomotiv sektörünü, hemen hemen diğer bütün sektörlerde yapılmaya başlandığı üzere, daha çevreci ve daha sürdürülebilir hale getirmek. Bu kapsamda yapılacak değişiklikler otomobile dair tüm alışkanlıklarımızı ve bildiklerimizi değiştirecek türden. Dış yüzey formundan, kullanılan malzemelere; hacimden, ağırlığa; yakıt türünden, otomasyon sistemlerine kadar akla gelen her şey baştan aşağı elden geçiriliyor, geçirilecek.

Bu değişimlerin içerisinde en önemlisi, çevre kirliliğinde etkisi en fazla olan birim, doğal olarak motor ve motor aksamı. Otomobillerin tarihe çıkışı ve yaygın kullanım süreci içerisinde güç kaynağı olarak içten yanmalı motorlar tercih edildi. Bu motorlarda yaygın olarak benzin, dizel (motorin) ve LPG (sıvılaştırılmış petrol gazı) kullanılmış olup, bu üçlünün arasındaki en çevreci olan bile elde ediliş sürecinden itibaren sırasıyla işlenme, pazara arz edilme ve tüketilme esnasında çevreye büyük zararlar vermekte. Ayrıca hammaddeleri olan petrolün tükenebilir bir enerji kaynağı olduğu göz önüne alındığında, çevreye hiçbir yan etkisi olmasa bile eninde sonunda otomotiv sektörünün alternatif yakıtlara yönelmek zorunda kalacağı bir gerçek. Bu koşullar çerçevesinde zorunlu olan değişim, çevresel etkenler de işin içine dahil olduğunda daha da çabuk gerçekleşmek durumunda.

Kısaca otomotiv sektöründeki yakıtla yani motorla ilgili durumdan bahsetmek gerekirse, şu anda dünyada çoğu otomobil halen benzin ile çalışmakta. Dünyada kullanım yaygınlığında ikinci olarak dizel, üçüncü olarak ise LPG gelmekte. Birim yakıtla alınan kilometrede dizel en ekonomik yakıt türüyken, birim yakıttan salınan karbon oranı en az olan yakıt ise LPG. Dizel motorlarda karbon emisyonu benzinlilere oranla düşük olmasına rağmen, salınan diğer zehirli gazlar dolayısıyla dizel motorlar bir yönüyle benzinli motorlardan daha zararlı. Gelişmiş ülkelerde yakıtların işlenme zorluğu-kolaylığı, çevreye zararı ve diğer artı-eksileri göz önüne alınarak fiyatlandırma yapılmakta. Ayrıca kullanılan otomobillerden de çevreye verdiği zarara göre vergi alınmakta; emisyonu belli bir değerin altında olan otomobillerden bazı ülkeler yıllık vergi almamakta. Aynı zamanda Avrupa Birliği de Kyoto Protokolleri kapsamında Avrupalı otomobil üreticilerine karşı, filolarındaki araç başına düşen karbon salınımı konusunda sıkı önlemler almakta ve yaptırımlar uygulamakta. 2015 yılı için kilometre başına 130 gr’lık karbon salınımı hededefine ulaşılacağı konusunda şüphe yok çünkü üreticiler 2011 yılında 136,6 gr’lık değere ulaşmış durumda. 2020 için hedeflenen değer ise kilometre başına 95 gr karbon salınımı. Bu gelişmelerin gerçekleşmesini sağlayan en büyük etken, kuşkusuz motor teknolojilerindeki ilerleme. Bu kapsamda gelişen teknolojilere; yakıt püskürtmedeki ve dolayısıyla yakıt tüketimindeki verimliliği artıran doğrudan püskürtme sistemi, yakıt hava karışımını daha az yakıtla aynı miktarda veya daha fazla güç elde etmek amacıyla değiştiren turboşarj ve süperşarj üniteleri, motorda kullanılan malzemelerin daha az sürtünmesini ve motorun daha hafif olmasını sağlayan malzeme bilimindeki gelişmeler örnek olarak verilebilir.

Otomotiv endüstrisi bir yandan hali hazırda elde bulunan içten yanmalı motorları daha verimli hale getirirken bir yandan da alternatif enerji kaynakları ve enerji dönüşüm sistemleri üzerinde hummalı bir çalışma yürütmekte. Bunların en başında yakıt tüketimini önemli ölçüde azaltan elektrik destekli içten yanmalı motorlu araçlar var, yani hibrit araçlar. Hibrit araçlar özellikle Japon markalar Honda ve Toyota’nın öncülüğünde her geçen gün yaygınlaşmakta. BMW, Mercedes-Benz, Citroen ve Peugeot bu konuda çalışma yürüten Avrupalı markalardan. Ülkemizde bu tarz arabaları bulamıyor oluşumuzun sebebi ise hibrit arabalara herhangi bir vergi teşvikinin uygulanmaması ve gelişmiş teknolojileri yüzünden normal versiyonlarına göre daha pahalı olması. Hibrit arabalar dışında saf elektrik gücüyle çalışan arabalar da hali hazırda ülkemizde de satılmakta olan. Özellikle Avrupalı marka Renault bu konuda Renault Fluence Z.E. ve Zoe ile büyük gelişmeler kaydetmiş ve tecrübe kazanmış durumda. Sadece elektrikle çalışan arabaların içten yanmalı motorlu araçlara göre birçok artısı bulunurken, batarya teknolojilerindeki mevcut yetersizlik (şarj süresi, şarj istasyonları, batarya menzili vb.) insanların tercihlerini önemli ölçüde etkilemekte ve halen içten yanmalı motorlu araçların rakipsiz olmasında büyük rol oynamakta. Enerji dönüşüm sistemleri ise özellikle Formula 1’de kullanılan, emisyon ve yakıt tüketimi kısıtlamalarından dolayı gelişen ve normal otomobillere de Mazda ve Volvo öncülüğünde aktarılmaya başlanacak olan KERS(Kinetic Energy Recovery System)’te yoğunlaşmış durumda. Basitçe, otomobilin yavaşlama esnasındaki kinetik enerjisini depolayarak, en fazla yakıtın/pilin tüketildiği hızlanma sırasında motora güç veren sistem, geleneksel motorlara veya elektrik motorlarına katkıda bulunarak yakıt ve pil tüketimini azaltmak için tasarlanmış bir destektir.

Otomobillerin malzemeleri ise motor aksamından sonra çevrecilikte en önemli rolü oynayan bileşenler. Otomobillerde kullanılan malzemelerdeki gelişimlerden bahsederken, otomobillerin yaygınlaştığı dönem olan İkinci Dünya Savaşı sonrasıyla şimdiki zamanı kıyaslamak elbette yanlış olacaktır, fakat 10 yıl öncesiyle şu anı bile karşılaştırdığımızda aradaki dramatik fark ortaya çıkacaktır. Örnek vermek gerekirse 10 yıl önce B sınıfı (VW Polo, Ford Fiesta vb.) bir otomobil iki hava yastığı, ABS, otomatik ön camlar gibi bir donanım listesiyle 1 ton civarında bir ağırlığa sahipken, bugün 7-8 hava yastığı, ABS-ASR-ESP-EBD, navigasyon vb. donanımla ve daha karmaşık motor teknolojisiyle yine ortalama 1 ton ağırlığında. Ayrıca 10 yıl öncenin B sınıfı otomobili Euro NCAP güvenlik testlerini 3 yıldızla geçebilirken bugün neredeyse tüm B sınıfı otomobiller 5 yıldızlı sonuçlara imza atabilmekte. Bu gösterir ki yapılan onca donanımsal geliştirme ve ekleme yakıt tüketimini etkilemeden otomobillerde yer alabiliyor.

Otomobillerin şasisinde ve yürüyen aksamında kullanılan malzemelerin daha hafif ve daha sağlam olanlarla güncellenmesinin otomobilin çevreye verdiği zararı minimize edeceği gerçeği burada karşımıza çıkıyor. Gelecek otomobillerde ise bu yönde daha radikal adımlar atılmasının önü, spor otomobil üreticileri tarafından otomobillerin şasilerinde karbon fiber kullanılarak açılırken, bu tarz bir yeniliği günlük otomobillere getirmede ilk adım Alman otomobil üreticisi BMW tarafından atıldı. Washington’ın kırsal kesimlerinde karbon fiber fabrikasını faaliyete geçiren Alman üretici bu malzemeyi de ilk kez kendi otomobili olan i3’te kullandı. Firma tarafından atılan bu adım, ileride çelik ve alüminyum yerine karbon fiber ağırlıklı şasi ve gövde parçaları göreceğimizin kanıtı ve kesinlikle çevrecilik adına atılmış büyük bir hamle.

Araçlarda kullanılan otomasyon sistemleri ise yakıt tüketiminin azaltılmasında yine büyük rol oynayacak birimlerden biri. Uzun yıllardır araçlarda bulunan hız sabitleyici özelliği, uzun yollarda veya sabit hızlarda yakıt tüketimini aşağı çeken, verimliliği artıran otomasyon sistemlerinin başında gelen basit birimlerden biri. Bunun yanında Volkswagen ve Jeep gibi markaların kullandığı silindir kapatma sistemi, sabit hızda giderken motorun sadece belli sayıda silindire yakıt göndermesini ve böylece daha düşük yakıt tüketimi ve emisyon değerine ulaşılmasına yardımcı olan başka bir sistem. Aynı şekilde otomatik stop/start sistemi de birçok araçta kullanılan, şehiriçi trafikte boşuna tüketilen yakıtın önüne geçen bir ünite. Bunların dışında uygulamaya konması planlanan akıllı araçlar arası iletişim sistemleriyle, araçların trafikte birbiriyle ve çevreleriyle iletişim halinde olması, ışıkların ve trafiğin durumunu birbirlerine ileterek yoğun trafik gibi yakıt tüketimini artıran durumlardan alternatif rotalar belirleyerek kaçınılmasını sağlayan sistemler de günümüzden çok uzakta görünmüyor.

Tüm bilgiler ışığında, otomobil kültürümüzün manevî ve maddî açıdan kökten değişeceği su götürmez bir gerçek. Aynı zamanda bu gelişmeler dahilinde yaşanacak gelişmelerin çevreye kesinlikle katkısının olacağı da… Ve en önemlisi bu değişimlerin çok uzun bir süreçte değil, gelecek 10-20 yılda vuku bulacak olması. Türkiye’de de çevrecilik adına hazırlanan emisyon bazlı vergi sisteminin planlandığı gibi 2014’te yürürlüğe girmesi ve daha temiz bir gelecek umuduyla…

Benzer içerikler için GlokalWeb‘i Facebook, Instagram ve Twitter‘da takip etmeyi unutmayın!

 Buğra ÜNAL | ODTÜ Uluslararası İlişkiler

“Çevrecilik” kategorisinde benzer yazılar:

Geri Dönüşüme Modern Yaklaşım: Recyclix

Polonya merkezli Recyclix şirketi, internet ve ticareti akıllıca birleştirerek geri dönüşüm endüstrisini geliştirmeyi hedefliyor. “Sen ekolojiye yardım et, ekoloji sana yardım etsin” mottosuyla hareket eden şirketin… devamı için tıklayınız.